İlçenin tarihi ilk çaÄŸlara kadar uzanır. AladaÄŸ ve çevresinin tarihi geliÅŸimini Adana tarihinin geliÅŸimi ile birlikte ele almakta yarar vardır. Çünkü, AladaÄŸ’ın ormanları ve AladaÄŸlardan Adana ÅŸehrine ulaÅŸan Seyhan Nehri her dönem önemini korumuÅŸtur. Bunun yanında Akören, Mazılık, Kızıldam, AÄŸcakise, Sarıçiçek ve daha birçok yerde bulanan kilise harabeleri, Meydan kalesi baÅŸta olmak üzere kale yıkıntıları AladaÄŸ İlçesini tarihi geçmiÅŸi bakımından yüzyıllar öncesine götürmektedir. M.Ö. 3. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Büyük İskender’in gemi yapımında kullanmak üzere Pos Ormanlarına gelerek, Sedir aÄŸaçlarını kestirip, suyollarıyla Akdenize indirdiÄŸi bilinmektedir.

Yüzyıllar öncesinde Cumhuriyet Dönemine kadar Adana ve çevresinde Kizvatna Krallığı, Hititler, Kueliler, Asurlular, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Abbasiler, Ramazanoğulları ve Osmanlı Devleti hâkimiyet kurdular. Bu dönemlere ait Aladağ ve çevresinde bulunan tarihi kalıntılar, kaleler, kilise harabeleri, harabeleri
ve daha birçok kalıntı bu bölgede yüzyıllar öncesine varan bir yaşantının olduğunu göstermektedir. Birçok kaynak doğrultusunda buralara yerleşmenin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

 

- Kilise kalıntılarının çok olması ve küçük yerleşmelerle sınırlı kalması dini yaşamın yasaklanması sonucunda buralara yerleşmelerin olduğunu göstermektedir. İnsanlar dağ aralarında dar alanlara yerleşerek hem dinlerini yaşamaya çalışmışlar hem de korunmuşlardır.

 

- Aladağın Orta Toroslarda bir kervan yolu olması ve bir ticaret merkezi olan Kayseriye en kısa geçişin buradan sağlanması yine Aladağ ve çevresine insanların yerleşmelerine sebep olmuştur.

 

- Gür ormanların olması ve orman ürünlerinin Seyhan Nehri arayıcılığı ile Adanaya taşınması, bunun da geçim kaynağı olması

 

- Aladağ ve çevresindeki maden yatakları, özelikle demir madeninin bulunması ve işletilmesi

 

- Çukurovaya Oğuz- Türkmenlerin yerleşmesi ile buraların Yaylak ve mezra olarak kullanılması

 

- Eşkıyaların, asker kaçaklarının ve suçluların saklanabileceği yerlerin bulunmasıdır.

 

Eti, Roma, Bizans devirlerini geçiren bölge, M.S. 12. yy.da Anadoluya gelen Türklerin yurdu olmuştur. Oğuz Boyuna ait Üç okların Türkmen beylerinden Karaisa bu bölgeye gelerek burayı yurt tutmuştur. Selçuklu Arşivlerinde, Anadoluya bir Vatan Garibi olarak gelen bir kısım Türkmen aşiretlerinin muhtemelen Adana İli, Aladağlar çevresinde yerleştikleri bilinmektedir. Bu aşiretlerin başında Bozdoğan, Avşar, Karahacılı, Cerit ve Sarıkeçililer gelmektedir.

 

 

Eski bir yerleÅŸim yeri olan ilçe merkezi hem Selçuklular hem de Osmanlılar döneminde Türk AÅŸiretleri tarafından bir yerleÅŸim birimi olarakta kullanılmıştır. Çukurova’da yaÅŸayan Yörük ve Türkmenlerin yayla yeri olmuÅŸtur. 1360lı yıllarda RamazanoÄŸulları döneminde Karaisa Beye baÄŸlı bir uç beyliÄŸi görevi görmüştür. Adanadan Kayseriye giden kervan yolu Karsantı güzergâhından geçerdi. Bu noktada AladaÄŸ önemli bir geçit noktasıdır. Yavuz Sultan Selim Han döneminde RamazanoÄŸulları ile birlikte Osmanlı BeyliÄŸine katılan bölge, RamazanoÄŸullarının zayıflaması ve Osmanlı Devletinin gerilemeye baÅŸlaması ile birlikte KarsantıoÄŸulları�nın hâkimiyeti altına girmiÅŸtir. Karsantı adı da zamanla bu ÅŸekilde yer edinerek bölgenin merkezi için kullanılmıştır.

 

Kanuni Sultan Süleymandan hemen sonra, 1572 yılında Osmanlı Katipleri bölgeye gelerek yerleşik köylüler ve göçebelerin isimlerini defterlere kaydettiler. İlgili salnamede, bölgenin en önemli idari birim adı Meydan Mezrasıdır. Diğer bir adı da (Parsbit Kalesidir).

 

 

 

Çukurova 1600lü yıllardan hemen sonra büyük göçlere ve sosyal çatışmalara sahne oldu. Kovgun Dönemi olarak isimlendirilen aşiretlerin derebeylerinin, egemen olduğu, çatışmaların yaşandığı bu dönemde Bozdoğan Aşireti�ne bağlı topluluklar bölgeyi ele geçirdiler. Ramazanoğulları dönemindeki yapı bozuldu, Bozdoğanın kolları olan Menemenci Aşireti Karaisalı Bölgesinde, Sırkıntı Aşireti ovalık Kozan Bölgesine, Karsantı Aşireti de Meydan Kalesi ve civarına yerleşti. Karsantı Aşireti içinden Karsantıoğulları Derebeyleri 1700 -1865 yılları arasında bölgeyi yönettiler. Bu dönemde Menemenci Aşireti ile Karsantıoğullarının hakimiyet kavgası, bölgenin sosyal ve ekonomik hayatını olumsuz yönden etkiledi. 1808 yılında, Menemenci Aşireti Meydan Kalesi eteklerinde Karsantıoğulları ile kanlı kavgaya tutuştu. Karsantıoğulları yenildi. Bölge, Karaisalının idari alanı içinde kaldı. Karaköy adı ile 1835 yılından itibaren, Karaisalı İlçesine bağlı bucak merkezi olmuştur. 1860 yılında Adana Valisi Halil Paşa, Karsantıya (Aladağ) yaylaya çıkan Karahacılı Aşiretini Sarıçam bölgesine iskan etti. Yine bu dönemde, Aladağ Yaylalarında yaylayan Yörükler Çukurovanın muhtelif yerlerine yerleştirilmişlerdir. 1865 yılında Osmanlı reform ordusu Fırka-i İslahiye Çukurovaya geldi. Osmanlının zayıf döneminde yöre halkı yoksul düşmüş, bazı sosyal olaylar patlak vermiştir. O dönemde yani 1800lü yılların ortasında burası teşkilatlı bir nahiye olmuştur. Bazı dini okullar açılmıştır. Ne yazık ki ardı ardına patlak veren savaşlar halkı bezdirmiş; erkekler ölmüş kalanlar da perişan olmuştur. Asker kaçakları buralara gelerek eşkıyalık yapmaya başlamış ve yazın yaylalara çıkan aşiretleri (Yörükleri) soymaya başlamışlardır. Ağır vergiler getirilmiş halk Osmanlıdan kaçar olmuştur. O zamanlar Adana Halep vilayetine bağlı bir kaza iken Adanaya bağlı iki nahiye vardır. Birisi Misis diğeri Karsantı nahiyesi. Karsantıoğullarındaki bu isyan girişimi üzerine Osmanlı hükümeti buraya bir ordu gönderir ve Karsantıoğulları aşiretini İslahiyeye yerleştirmek ister. Karsantıoğlu aşireti bunu kabul etmez. O dönemde Karsantı nahiyesine 36 köy bağlı iken bu köylerden bir kısmı Sarıçam dolaylarında yerleşik düzene geçirilir.

 

Böylece kontrol daha kolay olacak, daha kolay vergi toplanacak, askerden kaçmalar önlenecek ve boş arazilerin işlenmesi sağlanacaktır. Karsantıoğlu beyi bu iskan girişimine karşı çıkar ve Derviş Paşanın emriyle üzerine asker gönderilerek yakalatılır. Karsantıoğlu beyi ve aşireti Karataş ilçesinde gemilere bindirerek Rumeline yollanır. Boşalan bu araziye 1860lı yıllarda Fekede bulunan Mansurlu aşiretinden dört aile getirilmiş ve bugünkü Aladağ ilçesinin merkezinde bulunan Mansurlu köyü kurulmuştur. Bu aileler buradaki arazileri işlerler, bahçeler kurarlar, hayvancılıkla uğraşırlar. Bir kısım madenleri, özellikle demir madeni, işleyip kütük halinde ihtiyacı olan illere develerle naklederler. Ormanlardan kesim yapıp sallarla Adanaya nakledip buradan da denize indirirler.

 

 

 

 

 

 

1868 yılında reform hareketleri başlayınca Karsantının merkez olması göz önüne alınarak nüfusu artırmak amacıyla, şimdi Yahyalı ilçesine bağlı Faraşa Köyünden 70 hane kadar Rum buraya yerleştirilmiş ve Karaköy adını almıştır. Bu yeni gelen Rum aileler sanatkar olması sebebiyle imar faaliyetlerine girişmişlerdir. Tarla ve toprak karşılığında Müslüman nüfusa ev, okul ve demir işleme işlerini yapmışlar ve böylece toprakların çoğunu ele geçirmişlerdir.

 

19. yy.da Aladağlar ve Karsantı Yöresi aynı zamanda iç çatışmalar sonucu bulunduğu toprakları terk eden aşiret ve ailelerinin sığınma yeri oldu. Ceritler Köyü sakinleri, Ceyhan Yöresindeki Ana Aşiretten parçalanarak gelen bir gruptur. Kadirli Yöresindeki Danişmentli Türkmenlerinden olan Yağbasan Aşireti de bu şekilde bölgeye sığınan ve iskan olanlardandır. Bozdoğana bağlı Kabasakal Aşiretinin bölgeye yerleşim hikayesi de buna benzemektedir.

 

19. yy. sonlarında, Avrupa devletleri Karsantı yöresinde maden işletmeciliği ile yakından ilgilendi. Bölgenin demir ve krom madenlerinin işletme hakları Fransız ve onlarla işbirliği yapan Rum ve Ermenilere verildi. Aynı dönemde, Karsantı Bölgesi (Aladağ), Çukurova Kentlerinin kereste ihtiyacını da karşılıyordu. Seyhanın kolları olan Zamantı Çayı üzerinden sal taşımacılığı ile keresteler Adanaya getiriliyor ve şehirdeki atölyelerde işleniyordu.

Çukurovayı çevreleyen Toros Dağlarının karlı dağları, vadileri ve Seyhan Nehrinin geçtiği coğrafyada tarihin önemli kültürel izlerine rastlanır. İmamoğlundan Aladağa giderken tepelik ve sulak alanlarda Roma ve Bizans Döneminin kent uygarlığının önemli eserleri vardır. Bunlar; Akner ( Eğner), Roma Köprüsü, Mazılık Harabeleri, Barcıbert (Meydan Kalesi), Kayalika (Gireği Kalesi), Akören Harabeleri, Tamrut ve İşa Kalesidir. Bu merkezler; Roma Döneminde kurulan, Bizanslılar zamanında Hıristiyan inanç kültürünün geliştiği yerlerdir. Ortaçağ Haçlı Seferleri sırasında, bölgenin stratejik merkezi görevini Barcıbert (Meydan Kalesi) üstlenmiştir.