Göreme Açık Hava Müzesi

NevÅŸehir’e 13 km. uzaklıkta ve Göreme Kasabası’nın 2 kilometre doÄŸusunda yer almaktadır. Göreme Vadisi’nin ilginç jeomorfolojik yapısı içinde IV. yüzyıldan XIII. yüzyıla kadar yoÄŸun biçimde yaÅŸanan manastır hayatı, dini sanatın tarihi sergilenir. Hemen her kaya bloÄŸunun içinde kiliseler, ÅŸapeller, yemekhaneler ve oturma mekânları mevcuttur.

Göreme Açık Hava Müzesi’ndeki kiliseler tek nefli, çift nefli, haç planlı, yazılı haçlı, iki nefli kubbeli, bitiÅŸik çift nefli olmak üzere çeÅŸitli formatlardadır.

Kiliselerde bulunan fresklerde iÅŸlenen konular İncil ve Hz. İsa’nın hayatından alınmıştır. İki tür boyama tekniÄŸi kullanılmış olup, bunlardan birincisi doÄŸrudan kaya yüzeyi düzeltilerek yapılan boyama, ikincisi kaya üzerinin secco ve fresko tekniÄŸi ile boyanmasıdır. Alçı, sıva kullanılmadan doÄŸrudan duvar üzerine yapılan (Barbara ve Yılanlı Kilise) freskler ikonoklast dönemde yapılmıştır. Dinî duyguların çeÅŸitli hayvan figürleri, geometrik desenlerle anlatıldığı bu dönem dışında yapılan freskler, İsa’nın hayatını ve İncil’in mesajlarını konu almaktadır. Bu freskler aşı boya, yumurta akı ve saman karışımı bir harçla yapılmıştır.

Doğa Harikası Olarak Peribacaları

İnsanoğlunun eski çağlarda doğaya ve doğanın koşullarına tutsak olması, çeşitli uygarlıkların doğup gelişmesine yol açmıştır. Kapadokya tarihi bütünüyle gözden geçirildiğinde, buradaki çeşitli uygarlıkların yaşamında doğa koşullarının büyük rol oynadığı görülür.

Kapadokya Bölgesi’nde bu doÄŸa koÅŸullarını dünyada bir benzeri bulunmayan coÄŸrafyası ve bu coÄŸrafyaya eÅŸsizlik kazandıran peribacaları oluÅŸturur. Kapadokya coÄŸrafyası ve peribacaları doÄŸanın iki zıt gücünün birbiri ardına jeolojik yapıyı ÅŸekillendirmesiyle oluÅŸmuÅŸtur. Bu güçlerden ilki, Orta Anadolu yanardaÄŸlarının (Erciyes, Hasan Dağı, Melendiz) sürekli faaliyet halinde bulunduÄŸu ve bölgenin lav, tüf gibi volkanik unsurlarla kaplandığı yapılanma, ikincisi de volkanik faaliyetlerin bitmesinden sonra su ve rüzgarın etkisiyle baÅŸlayan ve hâlâ devam etmekte olan aşınmadır.

Jeolojik geliÅŸmenin üçüncü zamanı Avrupa’da Alpler’in, Güney Anadolu’da Toroslar’ın ortaya çıktığı “daÄŸ oluÅŸumu” dönemidir. 3. zamanın 2. yarısı Neojen denen dönemde Kapadokya coÄŸrafyasının hikayesi oluÅŸmaya baÅŸlar. Bu çaÄŸda Anadolu’da derin çatlaklar ve çökme alanları meydana gelmiÅŸ, magma bu çatlaklardan yüzeye çıkarak Erciyes, Hasan Dağı, Melendiz gibi volkan konilerinin oluÅŸmasına neden olmuÅŸtur. Bu üç doÄŸal mimari farklı zamanlarda farklı dirençlerle yeryüzüne çıkan volkanik elemanlarla önce kendileri ÅŸekillenmiÅŸ, Erciyes 3917, Hasandağı 3268, Melendiz dağı 2963 metreye ulaÅŸmıştır. Volkanların püskürttüğü volkanik malzeme, çökmüş bölgelere doÄŸru hareket ederek, daha önceden meydana gelmiÅŸ tepe ve vadileri kaplamış ve bölgenin görünümünü bir platoya çevirmiÅŸtir. Bölgenin keskin ısı deÄŸiÅŸiklikleri içeren iklimi,-baharda eriyen karlar, yaÄŸmur, rüzgar ve nehirlerin etkisiyle Kapadokya bugünkü görünümüne kavuÅŸmuÅŸtur. YaÄŸmur ve nehirler de büyük vadilerin oluÅŸmasında önemli bir rol oynamıştır.

Dördüncü jeolojik zamanda ortaya çıkan peribacaları da genel hatlarıyla bu volkanik daÄŸlar ile Kızılırmak’m çevrelediÄŸi yaklaşık 288 km2‘lik alanda bulunmaktadır. Volkanik malzeme ile kaplı bu alanda altta tüfler, üstte bazalt ve andezitler yer almaktadır. Tüflere göre daha sert bir yapıda olan bazalt ve andezitler bugün sadece belli kesimlerde mevcuttur. Bunlar ya tüflerin üzerine sıralanmış korniÅŸler ÅŸeklinde ya da koniler üzerine yerleÅŸtirilmiÅŸ bloklar görünümündedirler.

Peribacaları üç formda sınıflandırılabilir:

1-      Normal ve tam oluşmuş peribacaları:

        Bu tür içinde yer alan peribacaları ucu açılmış kurşun kaleme benzer. Bunlara daha çok Göreme civarında rastlanır.

2-          Üzerinde taş parçaları olan koni şeklindeki peribacaları:
. Bu tür içinde yer alan peribacaları mantar görünümündedirler. Bunlara daha çok Ürgüp, GülÅŸehir, Açıksaray’da rastlanır.
3-    Kenarı dik, tepesi sivri, çevresi yuvarlak peribacaları:
Bunlar deÄŸiÅŸik boy ve geniÅŸliktedir. Bu tür peribacalarına Zelve ve PaÅŸabaÄŸ’da rastlanır.

Yörede her köşede karşılaşılan iki eleman, volkanik tüfler ve lavlar (andezitler) renklerindeki tezatla hemen dikkati çeker. Dolayısıyla görülmeye deÄŸer olan, sadece biçimsel çeÅŸitlilik deÄŸil, bir o kadar da renk çeÅŸitliliÄŸidir. Vadilerde beyaz, sarı, pembe, gri, siyah gibi açıklı koyulu birçok renge rastlanır. Tüfler beyaz ve sarı, lavlar da sert ve koyu renkli taÅŸları oluÅŸturmuÅŸtur. Bu iki taşın renk zıtlığı o kadar belirgindir ki, oluÅŸmalarından milyonlarca yıl sonra bile yöreye yerleÅŸen insanlar birinci malzemeyi yani tüfu kullanarak yaptığı yapıtlardan birine Saruhan, sert koyu renkli malzemenin kullanıldığı yapıtlardan birine de AÄŸzıkarahan adını vermiÅŸlerdir. Dervent Vadisi’nin diÄŸer adı, pembe renkli peribacalarından ilhamla Pembe Vadi’dir. Aynı ÅŸekilde kırmızı renkli peribacalarının bulunduÄŸu baÅŸka bir vadiye Kızılçukur adı verilmiÅŸtir.

Yörede peribacaları kadar ilgi çeken başka bir unsur da badlans (kırgıbayır) denen şekillerdir. Bunlar, az eğimli yamaçlarda tüfler üzerinde oluşan çizgisel aşınma sonucu oluşmuş yuvarlak, yassı ve keskin kenarlı oyuntu şekillerdir. Beyaz dalgalar halinde geniş yer kaplayarak ilgi çekerler.

Tıpkı, canlı varlıklar gibi peribacaları da zaman içinde ihtiyarlamakta, bazalt başlıklar koni şeklindeki gövdenin aşınmayla incelen boyun kısmı tarafından taşınamaz hale gelerek düşmektedir. Bunların yerine yeni peribacaları oluşmaktadır.

avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.Zelve Vadisi, IX. ve XIII. yüzyıllar arasında önemli bir Hıristiyan yerleÅŸimidir. KeÅŸiÅŸlere ilk dini eÄŸitim burada verilmiÅŸtir. Kiliseler fresklerle süslenmemiÅŸtir. Dekorasyonda sadece Grek, Latin ve Malta haçları ve dini semboller bulunmaktadır. Balık, İsa’yı temsil eden en eski ve en önemli semboldür. I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren önemli manastır yerleÅŸimleridir. Ulaşımı zor olan ve gizlenmiÅŸ durumdaki bu vadiler çok fazla saldırıya maruz kalmamışlardır. Belisırma Köyü, Ihlara ve Melendiz Çayı üçgeninde 105′i kilise olan 4000 oyulmuÅŸ kaya kütlesi bulunmaktadır. Bu bölgedeki manastırlarda, mimari ve ikonografi üzerinde diÄŸer bölgelerde görülmeyen bir dış etki söz konusudur. Önemli kiliseler ÅŸunlardır: Zelve Vadisi, IX. ve XIII. yüzyıllar arasında önemli bir Hıristiyan yerleÅŸimidir. KeÅŸiÅŸlere ilk dini eÄŸitim burada verilmiÅŸtir. Kiliseler fresklerle süslenmemiÅŸtir. Dekorasyonda sadece Grek, Latin ve Malta haçları ve dini semboller bulunmaktadır. Balık, İsa’yı temsil eden en eski ve en önemli semboldür. I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren önemli manastır yerleÅŸimleridir. Ulaşımı zor olan ve gizlenmiÅŸ durumdaki bu vadiler çok fazla saldırıya maruz kalmamışlardır. Belisırma Köyü, Ihlara ve Melendiz Çayı üçgeninde 105′i kilise olan 4000 oyulmuÅŸ kaya kütlesi bulunmaktadır. Bu bölgedeki manastırlarda, mimari ve ikonografi üzerinde diÄŸer bölgelerde görülmeyen bir dış etki söz konusudur. Önemli kiliseler ÅŸunlardır: Zelve Vadisi, IX. ve XIII. yüzyıllar arasında önemli bir Hıristiyan yerleÅŸimidir. KeÅŸiÅŸlere ilk dini eÄŸitim burada verilmiÅŸtir. Kiliseler fresklerle süslenmemiÅŸtir. Dekorasyonda sadece Grek, Latin ve Malta haçları ve dini semboller bulunmaktadır. Balık, İsa’yı temsil eden en eski ve en önemli semboldür. I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren önemli manastır yerleÅŸimleridir. Ulaşımı zor olan ve gizlenmiÅŸ durumdaki bu vadiler çok fazla saldırıya maruz kalmamışlardır. Belisırma Köyü, Ihlara ve Melendiz Çayı üçgeninde 105′i kilise olan 4000 oyulmuÅŸ kaya kütlesi bulunmaktadır. Bu bölgedeki manastırlarda, mimari ve ikonografi üzerinde diÄŸer bölgelerde görülmeyen bir dış etki söz konusudur. Önemli kiliseler ÅŸunlardır: Zelve Vadisi, IX. ve XIII. yüzyıllar arasında önemli bir Hıristiyan yerleÅŸimidir. KeÅŸiÅŸlere ilk dini eÄŸitim burada verilmiÅŸtir. Kiliseler fresklerle süslenmemiÅŸtir. Dekorasyonda sadece Grek, Latin ve Malta haçları ve dini semboller bulunmaktadır. Balık, İsa’yı temsil eden en eski ve en önemli semboldür. I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren önemli manastır yerleÅŸimleridir. Ulaşımı zor olan ve gizlenmiÅŸ durumdaki bu vadiler çok fazla saldırıya maruz kalmamışlardır. Belisırma Köyü, Ihlara ve Melendiz Çayı üçgeninde 105′i kilise olan 4000 oyulmuÅŸ kaya kütlesi bulunmaktadır. Bu bölgedeki manastırlarda, mimari ve ikonografi üzerinde diÄŸer bölgelerde görülmeyen bir dış etki söz konusudur. Önemli kiliseler ÅŸunlardır: Zelve Vadisi, IX. ve XIII. yüzyıllar arasında önemli bir Hıristiyan yerleÅŸimidir. KeÅŸiÅŸlere ilk dini eÄŸitim burada verilmiÅŸtir. Kiliseler fresklerle süslenmemiÅŸtir. Dekorasyonda sadece Grek, Latin ve Malta haçları ve dini semboller bulunmaktadır. Balık, İsa’yı temsil eden en eski ve en önemli semboldür. I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.1957 yılında bulunduÄŸu için bu kiliseye Saklı Kilise denmiÅŸtir. El-Nazar Kilisesi’ne yakındır. Kırmızı rengin hakim olduÄŸu freskleri doÄŸrudan kaya üzerine yapılmıştır. Mimarisi Mezopotamya kilise mimarisine benzer. XI- XII. yüzyıllar arasında yapılmıştır.Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren önemli manastır yerleÅŸimleridir. Ulaşımı zor olan ve gizlenmiÅŸ durumdaki bu vadiler çok fazla saldırıya maruz kalmamışlardır. Belisırma Köyü, Ihlara ve Melendiz Çayı üçgeninde 105′i kilise olan 4000 oyulmuÅŸ kaya kütlesi bulunmaktadır. Bu bölgedeki manastırlarda, mimari ve ikonografi üzerinde diÄŸer bölgelerde görülmeyen bir dış etki söz konusudur. Önemli kiliseler ÅŸunlardır: Zelve Vadisi, IX. ve XIII. yüzyıllar arasında önemli bir Hıristiyan yerleÅŸimidir. KeÅŸiÅŸlere ilk dini eÄŸitim burada verilmiÅŸtir. Kiliseler fresklerle süslenmemiÅŸtir. Dekorasyonda sadece Grek, Latin ve Malta haçları ve dini semboller bulunmaktadır. Balık, İsa’yı temsil eden en eski ve en önemli semboldür. I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.Bölgenin en büyük kaya kilisesidir. Eski Kilise, Eski Kilise’nin altındaki Kilise, Yeni Kilise ve onun kuzeyindeki Yan Åžapel olmak üzere dört mekandan oluÅŸur. X. yüzyıl başına tarihlenen Eski Tokalı Kilise bugün Yeni Tokalı Kilise’nin giriÅŸ mekanı ÅŸeklindedir. Tek nefli ve beÅŸik tonozludur.1957 yılında bulunduÄŸu için bu kiliseye Saklı Kilise denmiÅŸtir. El-Nazar Kilisesi’ne yakındır. Kırmızı rengin hakim olduÄŸu freskleri doÄŸrudan kaya üzerine yapılmıştır. Mimarisi Mezopotamya kilise mimarisine benzer. XI- XII. yüzyıllar arasında yapılmıştır.Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren önemli manastır yerleÅŸimleridir. Ulaşımı zor olan ve gizlenmiÅŸ durumdaki bu vadiler çok fazla saldırıya maruz kalmamışlardır. Belisırma Köyü, Ihlara ve Melendiz Çayı üçgeninde 105′i kilise olan 4000 oyulmuÅŸ kaya kütlesi bulunmaktadır. Bu bölgedeki manastırlarda, mimari ve ikonografi üzerinde diÄŸer bölgelerde görülmeyen bir dış etki söz konusudur. Önemli kiliseler ÅŸunlardır: Zelve Vadisi, IX. ve XIII. yüzyıllar arasında önemli bir Hıristiyan yerleÅŸimidir. KeÅŸiÅŸlere ilk dini eÄŸitim burada verilmiÅŸtir. Kiliseler fresklerle süslenmemiÅŸtir. Dekorasyonda sadece Grek, Latin ve Malta haçları ve dini semboller bulunmaktadır. Balık, İsa’yı temsil eden en eski ve en önemli semboldür. I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.İlk çaÄŸ Kapadokya medeniyetlerinin bölgede bıraktığı eserlerden biri de kaya mezarlarıdır. Mezarlar, kültürlere göre deÄŸiÅŸen farklı stillerdedir. Mazı Köyü’ndeki mezarlar Makedonyalılar Dönemi ile Hıristiyanlığın baÅŸlangıcı arasındaki zaman dilimine aittir. Burada bulunan 5 mezar İ.Ö. VI. yüzyıldan itibaren görülmeye baÅŸlanan Likya-Karia mezar stiline göre yapılmışlardır. Sofular, Ortahisar ve Göreme’de Kapadokya Krallığı’na ait Asiatik stilde mezarlar bulunmaktadır. Görkemli mezarlarıyla ünlü bir medeniyet olan Romalılar Avanos ve Ürgüp çevresinde güzel mezarlar yapmışlardır. Bunlardan en ünlüsü ve en güzeli Ürgüp’ün doÄŸusundaki AÄŸzıgüzel’dir. Roma Dönemi’ne ait normal vatandaÅŸların mezarlarına her yerde rastlanabilir.Kapadokya M.S. 64 yılından sonra Roma İmparatorluÄŸu’nun zulmünden Anadolu’ya kaçan Hıristiyanlar için eÅŸsiz bir sığınma merkezi olmuÅŸ, bu durum İmparator I. Konstantin, selefi Diocletianus’un Hıristiyanlara karşı yürüttüğü yıldırma politikasını bir kenara bırakıp 312 yılında Hıristiyanlığı kabul etmesine kadar devam etmiÅŸtir. Bu dönemde bölgede çok tanrılı inanç sistemi ile Hıristiyanlık beraber yaÅŸamış. Bununla birlikte putperest gelenek son bulmamış, uzun süre güneÅŸ kültürüne sadık kalınmıştır. Nissalı Gregoir’in yazdıklarına göre M.S. 370′lerde Hıristiyan dini törenlerinde bile çok tanrılı dönemden kalan Zeus’a yönelik ibadet ÅŸekillerinden kalıntılar vardır. Çok tanrılı dönemin dinî kavramları uzun bir süre üstünlüklerini korumuÅŸtur.Oyma ve dekorasyon aktiviteleri Hıristiyan topluluklar tarafından aÅŸağı yukarı 900 seneye yakın bir zaman diliminde varlığını sürdürmüştür. Oyma ve boyama aktivitileri, ne Arap istilaları (VII. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar) ne Hıristiyanlık için en zor dönem olan İkonodul dönemde (VI-II. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar) ne de IX. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar Türk aÅŸiretlerinin akın ettiÄŸi ve Selçuklular’in hakimiyet kurdukları dönemlerde aksamıştır. Selçuklu hakimiyetine erken giren Kapadokya’da, Selçuklu -daha sonra Osmanlı- ekonomik uygulamalarının gereÄŸi kilise-devlet çatışması yaÅŸanmamıştır. Bu dönemlerde kiliselere ve kiliselerdeki resimlere dokunulmamış, kilise inÅŸa ve süsleme iÅŸlemi engellenmemiÅŸtir. Bu devirde de, pek çok manastır komplesi, kaya kilisesi ve yeni kaya mekanları yapılmıştır. ÖrneÄŸin Ihlara Vadisi’nde bulunan Kırkdamaraltı Kilisesi’ndeki bir kitabede Selçuklu Sultanı II. Mesut ile Bizans İmparatoru II. Andronikos’un adı birlikte yer almaktadır. M.S. 1283-95′e tarihlenen bu kitabe hoÅŸgörü ve saygıya dayanan bu devirdeki anlayış ve uygulamayı göstermesi bakımından ilginçtir.Bölgenin en büyük kaya kilisesidir. Eski Kilise, Eski Kilise’nin altındaki Kilise, Yeni Kilise ve onun kuzeyindeki Yan Åžapel olmak üzere dört mekandan oluÅŸur. X. yüzyıl başına tarihlenen Eski Tokalı Kilise bugün Yeni Tokalı Kilise’nin giriÅŸ mekanı ÅŸeklindedir. Tek nefli ve beÅŸik tonozludur.1957 yılında bulunduÄŸu için bu kiliseye Saklı Kilise denmiÅŸtir. El-Nazar Kilisesi’ne yakındır. Kırmızı rengin hakim olduÄŸu freskleri doÄŸrudan kaya üzerine yapılmıştır. Mimarisi Mezopotamya kilise mimarisine benzer. XI- XII. yüzyıllar arasında yapılmıştır.Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren önemli manastır yerleÅŸimleridir. Ulaşımı zor olan ve gizlenmiÅŸ durumdaki bu vadiler çok fazla saldırıya maruz kalmamışlardır. Belisırma Köyü, Ihlara ve Melendiz Çayı üçgeninde 105′i kilise olan 4000 oyulmuÅŸ kaya kütlesi bulunmaktadır. Bu bölgedeki manastırlarda, mimari ve ikonografi üzerinde diÄŸer bölgelerde görülmeyen bir dış etki söz konusudur. Önemli kiliseler ÅŸunlardır: Zelve Vadisi, IX. ve XIII. yüzyıllar arasında önemli bir Hıristiyan yerleÅŸimidir. KeÅŸiÅŸlere ilk dini eÄŸitim burada verilmiÅŸtir. Kiliseler fresklerle süslenmemiÅŸtir. Dekorasyonda sadece Grek, Latin ve Malta haçları ve dini semboller bulunmaktadır. Balık, İsa’yı temsil eden en eski ve en önemli semboldür. I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.İlk çaÄŸ Kapadokya medeniyetlerinin bölgede bıraktığı eserlerden biri de kaya mezarlarıdır. Mezarlar, kültürlere göre deÄŸiÅŸen farklı stillerdedir. Mazı Köyü’ndeki mezarlar Makedonyalılar Dönemi ile Hıristiyanlığın baÅŸlangıcı arasındaki zaman dilimine aittir. Burada bulunan 5 mezar İ.Ö. VI. yüzyıldan itibaren görülmeye baÅŸlanan Likya-Karia mezar stiline göre yapılmışlardır. Sofular, Ortahisar ve Göreme’de Kapadokya Krallığı’na ait Asiatik stilde mezarlar bulunmaktadır. Görkemli mezarlarıyla ünlü bir medeniyet olan Romalılar Avanos ve Ürgüp çevresinde güzel mezarlar yapmışlardır. Bunlardan en ünlüsü ve en güzeli Ürgüp’ün doÄŸusundaki AÄŸzıgüzel’dir. Roma Dönemi’ne ait normal vatandaÅŸların mezarlarına her yerde rastlanabilir.Kapadokya M.S. 64 yılından sonra Roma İmparatorluÄŸu’nun zulmünden Anadolu’ya kaçan Hıristiyanlar için eÅŸsiz bir sığınma merkezi olmuÅŸ, bu durum İmparator I. Konstantin, selefi Diocletianus’un Hıristiyanlara karşı yürüttüğü yıldırma politikasını bir kenara bırakıp 312 yılında Hıristiyanlığı kabul etmesine kadar devam etmiÅŸtir. Bu dönemde bölgede çok tanrılı inanç sistemi ile Hıristiyanlık beraber yaÅŸamış. Bununla birlikte putperest gelenek son bulmamış, uzun süre güneÅŸ kültürüne sadık kalınmıştır. Nissalı Gregoir’in yazdıklarına göre M.S. 370′lerde Hıristiyan dini törenlerinde bile çok tanrılı dönemden kalan Zeus’a yönelik ibadet ÅŸekillerinden kalıntılar vardır. Çok tanrılı dönemin dinî kavramları uzun bir süre üstünlüklerini korumuÅŸtur.Oyma ve dekorasyon aktiviteleri Hıristiyan topluluklar tarafından aÅŸağı yukarı 900 seneye yakın bir zaman diliminde varlığını sürdürmüştür. Oyma ve boyama aktivitileri, ne Arap istilaları (VII. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar) ne Hıristiyanlık için en zor dönem olan İkonodul dönemde (VI-II. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar) ne de IX. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar Türk aÅŸiretlerinin akın ettiÄŸi ve Selçuklular’in hakimiyet kurdukları dönemlerde aksamıştır. Selçuklu hakimiyetine erken giren Kapadokya’da, Selçuklu -daha sonra Osmanlı- ekonomik uygulamalarının gereÄŸi kilise-devlet çatışması yaÅŸanmamıştır. Bu dönemlerde kiliselere ve kiliselerdeki resimlere dokunulmamış, kilise inÅŸa ve süsleme iÅŸlemi engellenmemiÅŸtir. Bu devirde de, pek çok manastır komplesi, kaya kilisesi ve yeni kaya mekanları yapılmıştır. ÖrneÄŸin Ihlara Vadisi’nde bulunan Kırkdamaraltı Kilisesi’ndeki bir kitabede Selçuklu Sultanı II. Mesut ile Bizans İmparatoru II. Andronikos’un adı birlikte yer almaktadır. M.S. 1283-95′e tarihlenen bu kitabe hoÅŸgörü ve saygıya dayanan bu devirdeki anlayış ve uygulamayı göstermesi bakımından ilginçtir.Bölgenin en büyük kaya kilisesidir. Eski Kilise, Eski Kilise’nin altındaki Kilise, Yeni Kilise ve onun kuzeyindeki Yan Åžapel olmak üzere dört mekandan oluÅŸur. X. yüzyıl başına tarihlenen Eski Tokalı Kilise bugün Yeni Tokalı Kilise’nin giriÅŸ mekanı ÅŸeklindedir. Tek nefli ve beÅŸik tonozludur.1957 yılında bulunduÄŸu için bu kiliseye Saklı Kilise denmiÅŸtir. El-Nazar Kilisesi’ne yakındır. Kırmızı rengin hakim olduÄŸu freskleri doÄŸrudan kaya üzerine yapılmıştır. Mimarisi Mezopotamya kilise mimarisine benzer. XI- XII. yüzyıllar arasında yapılmıştır.Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren önemli manastır yerleÅŸimleridir. Ulaşımı zor olan ve gizlenmiÅŸ durumdaki bu vadiler çok fazla saldırıya maruz kalmamışlardır. Belisırma Köyü, Ihlara ve Melendiz Çayı üçgeninde 105′i kilise olan 4000 oyulmuÅŸ kaya kütlesi bulunmaktadır. Bu bölgedeki manastırlarda, mimari ve ikonografi üzerinde diÄŸer bölgelerde görülmeyen bir dış etki söz konusudur. Önemli kiliseler ÅŸunlardır: Zelve Vadisi, IX. ve XIII. yüzyıllar arasında önemli bir Hıristiyan yerleÅŸimidir. KeÅŸiÅŸlere ilk dini eÄŸitim burada verilmiÅŸtir. Kiliseler fresklerle süslenmemiÅŸtir. Dekorasyonda sadece Grek, Latin ve Malta haçları ve dini semboller bulunmaktadır. Balık, İsa’yı temsil eden en eski ve en önemli semboldür. I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.Kaymaklı Kasabası’nın 6 km. batısında eski adı Zile olan Özlüce Köyü’ndedir. Jeolojik yapısı ve mimarisiyle diÄŸer yeraltı ÅŸehirlerinden farklıdır. DeÄŸiÅŸik renkte tüflerden yapılmıştır. Kat sistemine göre yapılmamış, geniÅŸ bir alana yayılmıştır. Yer altı ÅŸehrine giriÅŸi saÄŸlayan taÅŸtan yapılmış mekanlar, asıl yeraltı ÅŸehrinin oluÅŸturan kaya oyma mekanlara göre daha yenidir.İlk çaÄŸ Kapadokya medeniyetlerinin bölgede bıraktığı eserlerden biri de kaya mezarlarıdır. Mezarlar, kültürlere göre deÄŸiÅŸen farklı stillerdedir. Mazı Köyü’ndeki mezarlar Makedonyalılar Dönemi ile Hıristiyanlığın baÅŸlangıcı arasındaki zaman dilimine aittir. Burada bulunan 5 mezar İ.Ö. VI. yüzyıldan itibaren görülmeye baÅŸlanan Likya-Karia mezar stiline göre yapılmışlardır. Sofular, Ortahisar ve Göreme’de Kapadokya Krallığı’na ait Asiatik stilde mezarlar bulunmaktadır. Görkemli mezarlarıyla ünlü bir medeniyet olan Romalılar Avanos ve Ürgüp çevresinde güzel mezarlar yapmışlardır. Bunlardan en ünlüsü ve en güzeli Ürgüp’ün doÄŸusundaki AÄŸzıgüzel’dir. Roma Dönemi’ne ait normal vatandaÅŸların mezarlarına her yerde rastlanabilir.Kapadokya M.S. 64 yılından sonra Roma İmparatorluÄŸu’nun zulmünden Anadolu’ya kaçan Hıristiyanlar için eÅŸsiz bir sığınma merkezi olmuÅŸ, bu durum İmparator I. Konstantin, selefi Diocletianus’un Hıristiyanlara karşı yürüttüğü yıldırma politikasını bir kenara bırakıp 312 yılında Hıristiyanlığı kabul etmesine kadar devam etmiÅŸtir. Bu dönemde bölgede çok tanrılı inanç sistemi ile Hıristiyanlık beraber yaÅŸamış. Bununla birlikte putperest gelenek son bulmamış, uzun süre güneÅŸ kültürüne sadık kalınmıştır. Nissalı Gregoir’in yazdıklarına göre M.S. 370′lerde Hıristiyan dini törenlerinde bile çok tanrılı dönemden kalan Zeus’a yönelik ibadet ÅŸekillerinden kalıntılar vardır. Çok tanrılı dönemin dinî kavramları uzun bir süre üstünlüklerini korumuÅŸtur.Oyma ve dekorasyon aktiviteleri Hıristiyan topluluklar tarafından aÅŸağı yukarı 900 seneye yakın bir zaman diliminde varlığını sürdürmüştür. Oyma ve boyama aktivitileri, ne Arap istilaları (VII. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar) ne Hıristiyanlık için en zor dönem olan İkonodul dönemde (VI-II. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar) ne de IX. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar Türk aÅŸiretlerinin akın ettiÄŸi ve Selçuklular’in hakimiyet kurdukları dönemlerde aksamıştır. Selçuklu hakimiyetine erken giren Kapadokya’da, Selçuklu -daha sonra Osmanlı- ekonomik uygulamalarının gereÄŸi kilise-devlet çatışması yaÅŸanmamıştır. Bu dönemlerde kiliselere ve kiliselerdeki resimlere dokunulmamış, kilise inÅŸa ve süsleme iÅŸlemi engellenmemiÅŸtir. Bu devirde de, pek çok manastır komplesi, kaya kilisesi ve yeni kaya mekanları yapılmıştır. ÖrneÄŸin Ihlara Vadisi’nde bulunan Kırkdamaraltı Kilisesi’ndeki bir kitabede Selçuklu Sultanı II. Mesut ile Bizans İmparatoru II. Andronikos’un adı birlikte yer almaktadır. M.S. 1283-95′e tarihlenen bu kitabe hoÅŸgörü ve saygıya dayanan bu devirdeki anlayış ve uygulamayı göstermesi bakımından ilginçtir.Bölgenin en büyük kaya kilisesidir. Eski Kilise, Eski Kilise’nin altındaki Kilise, Yeni Kilise ve onun kuzeyindeki Yan Åžapel olmak üzere dört mekandan oluÅŸur. X. yüzyıl başına tarihlenen Eski Tokalı Kilise bugün Yeni Tokalı Kilise’nin giriÅŸ mekanı ÅŸeklindedir. Tek nefli ve beÅŸik tonozludur.1957 yılında bulunduÄŸu için bu kiliseye Saklı Kilise denmiÅŸtir. El-Nazar Kilisesi’ne yakındır. Kırmızı rengin hakim olduÄŸu freskleri doÄŸrudan kaya üzerine yapılmıştır. Mimarisi Mezopotamya kilise mimarisine benzer. XI- XII. yüzyıllar arasında yapılmıştır.Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren önemli manastır yerleÅŸimleridir. Ulaşımı zor olan ve gizlenmiÅŸ durumdaki bu vadiler çok fazla saldırıya maruz kalmamışlardır. Belisırma Köyü, Ihlara ve Melendiz Çayı üçgeninde 105′i kilise olan 4000 oyulmuÅŸ kaya kütlesi bulunmaktadır. Bu bölgedeki manastırlarda, mimari ve ikonografi üzerinde diÄŸer bölgelerde görülmeyen bir dış etki söz konusudur. Önemli kiliseler ÅŸunlardır: Zelve Vadisi, IX. ve XIII. yüzyıllar arasında önemli bir Hıristiyan yerleÅŸimidir. KeÅŸiÅŸlere ilk dini eÄŸitim burada verilmiÅŸtir. Kiliseler fresklerle süslenmemiÅŸtir. Dekorasyonda sadece Grek, Latin ve Malta haçları ve dini semboller bulunmaktadır. Balık, İsa’yı temsil eden en eski ve en önemli semboldür. I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.