Kapadokya, Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden birisidir. Özellikle tarih, kültür ve inanç turizmi deÄŸerleri açısından dünyada tek örnektir. Peribacalarının buna eklenmesiyle Kapadokya dünya turizminin gözde merkezlerinden biri olmuÅŸtur. Bu yapı dikkate alınarak, bölgenin tarihi, kültürel yapısının biraz a yrıntılı incelenmesinde fayda bulunmaktadır. Dolayısıyla bu bölümde önce bölgenin tarih içinde geçirdiÄŸi evrelere göre kültürel yapıda ortaya çıkan deÄŸiÅŸmeler ve kültür deÄŸerleri incelenmiÅŸtir. Ardından, bölgenin turizm imkanları, bu imkanların ne derecede kullanıldığı ortaya konulmuÅŸtur.
İlk ÇaÄŸ Medeniyetlerinin Kapadokya’da Bıraktığı İzler Nehir kenarlarına yakın vadiler, ilk çaÄŸlardan beri insanların yaÅŸamı için gerekli koÅŸulları saÄŸlamıştır. Su yataklarının varlığı, jeolojik yapının barınma ve korunmaya elveriÅŸli olması Kapadokya’yı ilk çaÄŸlarda da çekici kılmıştır. Özellikle doÄŸanın insanoÄŸlunun keÅŸfedemediÄŸi sırlarla dolu olduÄŸu ilk çaÄŸ medeniyetlerinde, din yaÅŸamın neredeyse tümünü kapsamaktadır.
YerleÅŸik hayata geçiÅŸten itibaren Kapadokya’da karşımıza çıkan ilk büyük medeniyet, Hititlere aittir. Hititler, bu yerli toplumlardan ve kendilerinden önceki ilk Anadolu medeniyeti olan Sümer inançlarından büyük ölçüde etkilenmiÅŸtir. Yapılan kazılarda Hitit uygarlığında dinsel alet ve vesikalar çokluÄŸu, dinin bu uygarlığın yaÅŸamında ne kadar önemli olduÄŸunu gösterir. Toplumsal hayatta, kral aynı zamanda baÅŸ rahiptir. Çok tanrılı inançlara özgü doÄŸada bilinemeyene karşı tapınma, Hitit tanrılarının isimlerinden de anlaşılmaktadır. Hititlerin en önemli tanrısı Kupapa adı verilen bolluk ve bereket tanrısıdır. Tanrılarının karı, koca ve çocukları vardır. Hititler, dönemin Mısır uygarlığı ile yakın bir iliÅŸki içinde olmalarına raÄŸmen Mısır tanrılarını benimsememiÅŸlerdir.
Hititlerde yönetim, biri baÅŸ kral, diÄŸerleri bölge kralları olmak üzere konfederasyona benzer bir sisteme dayanmaktadır. Bölge krallıklarından biri olan ve Hititlerin yıkılışından sonra Kapadokya’da bir süre devam eden Hitit-Tabal krallığı at yetiÅŸtiriciliÄŸi ile şöhret kazanmıştır. Taballar, bölgede at yetiÅŸtiriciliÄŸi ile ciddi biçimde ilgilenen ilk topluluktur. At yetiÅŸtiriciliÄŸi için çağırılan uzmanların bu konuda yazılı belgeleri mevcuttur. Kapadokya adı da, “güzel atlar ülkesi” anlamına gelen Katpatuta’dan gelmektedir.
Hitit medeniyetinde gerek bireysel gerekse kurumlar arası ilişkiler mukavelelerle bağlanmıştır. Evlilik de mukaveleyle kurulmaktadır. Kardeşlerle ve baba tarafından yakın akrabalarla evlilik, ölümle cezalandırılan bir suçtur. Saltanat geleneği bulunmaktadır ancak, tahta çıkmak için en büyük erkek evlat olma şartı aranmamıştır.
Hititlerden sonra bölgede hakim olan Frigler, ziraat ve sanatla meÅŸgul barışçı bir topluluktur. Dinde ve sanatta önce Hititlerin sonra Yunanlı medeniyetlerin etkisi altında kalmışlardır. En büyük tanrıçaları Kibele’dir. Tanrılarından biri de merasimler eÅŸliÄŸinde tapılan ÅŸarap tanrısı Dionyos’tur.
Frig inancının bir baÅŸka özelliÄŸi mezarlarının tümülüs adı verilen küçük tepecikler ÅŸeklinde olup, mezarın başına hediyeler konmasıdır ki, bu ölümden sonra da hayatın devam ettiÄŸine inandıklarını gösterir. Homeros tarihinde, Frigler’in hayvan sürülerinin çokluÄŸundan, atlarının çeviklik ve süratinden, baÄŸlarının veriminden övgüyle söz edilir.
Kapadokya’ya bir süre egemen olan Lidyalılar, sahil kesimlerinde Yunan tanrılarından etkilenmiÅŸ olmalarına raÄŸmen, Kapadokya bölgesinde yerli dini kültürün etkisi altında kalmışlardır.
Medler ve Persler’le birlikte, Kapadokya’da ateÅŸ kültünü merkez alan bir inanç sistemi egemen olmaya baÅŸlamıştır. Medler’in Mecusilik inancına, Persler’in de Zerdüştlük inancına baÄŸlı olduÄŸu söylenir. Aya, güneÅŸe ve yıldızlara tapınışlardır. AteÅŸ kültüne dayanan bu inanç sistemleri iyi-kötü düalizmi üzerine kuruludur. AteÅŸin simgeleri olan ay, güneÅŸ, yıldızlar iyiliÄŸin kaynağı olduÄŸu için kutsaldır.
Pers kültüründe tanrı heykeli, tapınak, sunak gibi ÅŸeyler yoktur. GüneÅŸe, aya, topraÄŸa, ateÅŸe, suya ve rüzgara adadıkları kurbanları daÄŸ baÅŸlarında keserler. Zeus dedikleri tanrısal gök kubbedir. Kapadokya, bu bakımdan Persler için ideal bir mekandır. Özellikle Erciyes Dağı, Pers inançları için ideal bir manzara oluÅŸturmuÅŸtur. Persler’in dininde tapınak denebilecek yapılar olmamakla birlikte, kutsal alanlar vardır. Kutsal alanlar, çok sayıda ateÅŸgede tekkelerine baÄŸlı bulunmaktadır.83 AteÅŸgedeler, kutsal alan dahilinde yüksek bir yerde, içinde sürekli ateÅŸ yanan, kül ile kaplı bir taÅŸ kovuktan oluÅŸmaktadır. AteÅŸgedelerde yanan ateÅŸ, her gün Atarvan denilen din adamları tarafından içki veya hayvanlardan müteÅŸekkil kurbanlar sunularak, dua edilerek tazelenir. Kurban takdiminde tahtadan bir balyoz (billot) kullanılmaktadır. Demir kullanımı ÅŸiddetle yasaklanmıştır. Persler’in kutsal alanlarından en önemlisi Zela (Zile)dır. AteÅŸe tapma inancı Kapadokya’da yaÅŸayan farklı kültürler tarafından da zamanla kabul görmüş, M.Ö.V. yüzyılda Kapadokya’da mug ayinleri çok yayılmıştır.
Bölgede Persler’in din dışındaki etkileri isimlerde kendini gösterir. Satraplıklara Pers adları verilmiÅŸtir.
Burada, geleneklerin, dinin, dilin ÅŸehirlerde yeniliklere açık olduÄŸunu, ancak aynı etkinin köylerde görülmediÄŸini belirtmek gereklidir. Yukarıda anlatılan farklı medeniyetler, farklı kültürlerin etkisi -ki bunlar Yunan ve İran orijinli kültürlerdir- ÅŸehirlerle sınırlı kalmış, köylerde büyük deÄŸiÅŸiklikler yaÅŸanmamıştır. Köylerin Roma ve Bizans zamanında bile eski dillerini konuÅŸtukları bilinmektedir. Köy ve ÅŸehir kültüründeki farklılık, Selçuklular zamanında da görülmektedir. Bu devirde de köylerde ve ÅŸehirde yaÅŸayan halk Türk olduÄŸu halde resmi devlet dili Farsça’dır. Türk Selçuklu sultanları Keyhusrev, Keykavus, Keykubat gibi Farsça isimler ve Rükneddin, Alaaddin gibi Arapça unvanlar almışlardır. Halbuki, bu zamanlarda da Anadolu köylerinde Türk dili konuÅŸulmakta, Türk kültürü hakimiyetini korumaktadır.
Kapadokya’nın jeolojik özellikleri, tarih öncesi dönem uygarlıkları için çekicidir. Temel ihtiyaç maddesi olan su yataklarına sahip olmasının yanı sıra, Kapadokya herhangi bir alete ihtiyaç duymadan ÅŸekillendirilebilecek kayalıkları ile bölgede yaÅŸayan insanların barınma ve korunma ihtiyaçlarını karşılamıştır. İlk ÇaÄŸ medeniyetlerinden kalan izler arasında arkeolojik kazılar sonucu deÄŸerli eserlerin bulunduÄŸu höyüklerin önemli bir yeri vardır. Dünyada bir benzerine rastlanmayan yeraltı ÅŸehirlerinin hangi dönemde yapıldığı bilinmemekte, ancak Hıristiyanlığın yayılışından daha önceki dönemlere ait oldukları anlaşılmaktadır. Bazı yeraltı ÅŸehirlerinde Hitit ve Frig uygarlıklarına ait kutsal simgelere rastlanmıştır. Bu nedenle, çalışmada yeraltı ÅŸehirleri, İlk ÇaÄŸ medeniyetlerinden bu güne kalmış eserler olarak ele alınmaktadır. Kapadokya’da ilk medeniyetlere ait diÄŸer önemli izler tümülüsler, yazıtlar ve Kapadokya Tabletleri’dir.

 

Höyükler

 

Alacahöyük:
Alacahöyük kazıları (1935-45) Anadolu’nun Bakır Çağı’nda ne kadar büyük bir sanat ve tekniÄŸe ulaÅŸtığını gösterir. Burada gün ışığına çıkarılan eserlerin incelikle iÅŸlenmiÅŸ olması bunların iptidai deÄŸil, geliÅŸmiÅŸ bir medeniyetin ürünü olduklarını göstermektedir. M.Ö. 2400′lere ait üzeri iÅŸlenmiÅŸ ve boyanmış Kapadokya keramikleri burada ortaya çıkarılmıştır. Günaltay, Kapadokya keramiÄŸinin yolculuÄŸundan hareketle bölgenin ilk halkı olan Hatti, Luvi ve NaÅŸÅŸilerin tek bir kökenden gelmiÅŸ olduklarını ileri sürer.
Suluca Karahöyük:
HacıbektaÅŸ ilçesindeki Suluca Karahöyük’te 1967 yılında baÅŸlatılan arkeolojik kazılar sonucu, Helenistik, Roma, Frig, Hitit ve Bronz çaÄŸlarına ait katmanlar tespit edilmiÅŸtir. Burada bulunan eserler arasında keramikler çoÄŸunluktadır. Çıkarılan çok sayıda eser, NevÅŸehir Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nde sergilenmektedir.
Acemhöyük:
Kapadokya ile sınır komÅŸusu olan Aksaray’ın 18 km. kuzey batısındaki Acemhöyük kazılarında M.Ö. VII. yüzyıl sonu ile M.S. IV. yüzyıl arasında farklı medeniyetlere ait çok sayıda yerleÅŸim katı ortaya çıkarılmıştır. Acemhöyük kazılarında ulaşılan izlerden bazıları ÅŸunlardır: Bizans Dönemi’ne ait yapılar, Helen-Roma Dönemi’ne ait bir yerleÅŸim birimi ve kültür katı; M.Ö. 500-600 arasına tarihlenen geometrik motifli parlak seramiklerin bulunduÄŸu katlar, Hitit ve Bronz çağına ait sur kalıntıları.
Topaktı Höyük:
Avanos ilçesinin sınırları içindeki Topaklıhöyük’te İlk Bronz ÇaÄŸ’dan Bizans Dönemi’ne uzanan 24 mimari kat ortaya çıkarılmıştır.
Çatalhöyük:
Dünyanın en eski peyzaj resmi burada bulunmuÅŸtur. Bu, Kapadokya’ya hayat veren daÄŸlardan birinin, Hasan Dağı’nın patlayışını tasvir eden bir fresktir. Bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde bulunan resmin M.Ö. 5700′lere ait olduÄŸu saptanmıştır.87 Hasan Dağı’nın o dönemde hala aktif bir volkan olduÄŸu anlaşılmaktadır.
Ayrıca, arkeolojik çalışmalar sonucunda Ürgüp ilçesinin sınırları içindeki Damsa Çayı yakınındaki Avla Tepesi’nde paleolitik ve neolitik döneme ait eserler bulunmuÅŸtur. Ürgüp civarında daha geç dönemlere ait en önemli kalıntılar ise Roma Dönemi’ne ait kaya mezarlardır.
Ankara İngiliz Arkeolojisi Enstitüsü’nün 1964-1966 yılları arasında yaptığı pre-historik araÅŸtırmalar sonucu, Kapadokya yöresinde Neolitik Dönem’den baÅŸlayan bir çok yerleÅŸme saptanmıştır. İğdeli ÇeÅŸme, Acıgöl, Tatların bölgelerindeki yerleÅŸimler bunlardan bazılarıdır. NevÅŸehir Müze Müdürlüğü’nün Kurugöl’de yapmış olduÄŸu kazılar sonucunda İ.Ö. II. yüzyıla ait taÅŸtan lahitler ve ölü küpleri içerisinde Arkaik döneme ait aksesuarlara ulaşılmıştır.

 

Yeraltı Şehirleri
Dünyada başka bir örneği bulunmayan yeraltı şehirleri, mükemmel bir tekniğin ürünüdür. Havalandırma sistemleri, hava dolaşımı tünelleriyle, emniyet ve güvenlik sistemleriyle, giriş ve çıkışlarda ilginç teknikleriyle, zemindeki kuyularıyla ve çöp toplama mekanizmalarıyla bugün bile ziyaretçileri şaşırtmaktadır.
Kayadan oyulmuÅŸ mekanlar, özellikle yeraltı ÅŸehirleri Kapadokya’nın en önemli kültürel zenginliÄŸidir. Bu yerleÅŸimler, ilk çaÄŸlarda depremi ve yangını bol olan; kışı soÄŸuk, yazı sıcak geçen; aÄŸaçsız, ormansız bir coÄŸrafyada insanın doÄŸanın imkan ve sınırlılıklarını deÄŸerlendiriÅŸinin en iyi örneÄŸidir.
Yeraltı ÅŸehirlerinin ilk defa ne zaman inÅŸa edildiÄŸi bilinmemektedir. Bazı araÅŸtırmalar, yeraltı ÅŸehirlerinin kullanım bakımından, özellikle ilk katlarda mekana giriÅŸ çıkışların neolitik devrin ev tipine benzer biçimde damdan saÄŸlandığına dikkati çekmektedir. Ayrıca, Derinkuyu yeraltı ÅŸehrinde Hititler’e ait kartal heykeline, Mazı yeraltı ÅŸehrinin giriÅŸinde Frigler’e ait kare mekanlı bir tapmak ve Kibele’nin kutsal iÅŸaretlerine rastlanmıştır. Buradan hareketle yeraltı ÅŸehirlerinin bölgenin en eski yerleÅŸimlerinden olduÄŸu söylenebilir. DiÄŸer taraftan yer altı ÅŸehirlerinin tehlike anında sığınma amacıyla mı kullanıldığı, sürekli yaÅŸanan mekanlar mı olduÄŸu kesin olarak bilinmemektedir. Bölgede yaÅŸayan her uygarlık tarafından kullanılmış olması, yeni mekanlar eklenerek geniÅŸletilmesi gibi nedenlerle bu ÅŸehirleri tarihlendirmek imkansızdır. Genellikle ilk kat yerleÅŸimlerin, en eski yerleÅŸimler olduÄŸu düşünülmektedir.
Derinkuyu Yeraltı Şehri:
Yaklaşık 100.000 kişilik bir topluluğun barınma, yeme, içme, ibadet, savunma ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir. Şarap üretimi yapılabilen, içinde su kuyusu ve ahırlar bulunan yeraltı şehrinin 18-20 kat olduğu bilinmektedir. Bu katlardan sadece sekizi temizlenerek ziyarete açılmıştır. Yaklaşık 52 havalandırma bacasına sahip bu yeraltı şehrinin duvarlarında tarihlendirmeye yardım edecek herhangi bir işaret yoktur.
Kaymaklı Yeraltı Şehri:
NevÅŸehir’in 20 km. güneyinde Kaymaklı kasabasındadır. Sekiz katlı ÅŸehrin ilk katı Hititler tarafından yapılmış, diÄŸer katları ise Arap-Pers saldırıları sırasında Romalılar ve Bizanslılar tarafından geniÅŸletilmiÅŸtir. İki km.den fazla bir alana yayılan bu yeraltı ÅŸehrinin 4 katı temizlenmiÅŸ ve aydınlatılmış durumdadır. Derinkuyu yeraltı ÅŸehrinde olduÄŸu gibi, oyulan tüflerden saldırı anında kapıları içeriden kapatabilecek sürgü taÅŸları imal edilmiÅŸtir.
Mazı Yeraltı Şehri:
Kaymaklı yeraltı ÅŸehrine 10 km. uzaklıkta, Mazı Köyü’nde bulunmaktadır. Mazı yeraltı ÅŸehri, derin bir vadide yer alan köyün batı sırtına kurulmuÅŸtur. DeÄŸiÅŸik yerlerinden dört giriÅŸ tespit edilmiÅŸtir. Asıl giriÅŸ düzensiz taÅŸlardan örülmüş koridorla saÄŸlanmaktadır. Yeraltı ÅŸehrinin giriÅŸinde yer alan mekan ahırdır. GeniÅŸ alana yayılan ahırlar, diÄŸerlerinden farksız olmakla birlikte, ahırlardan birinin içinde hayvanların su içmesi için oyulmuÅŸ olan yalak, Mazı yeraltı ÅŸehrini diÄŸerlerinden ayıran bir özelliktir. Åžehrin genel özelliÄŸi alt kat mekan baÄŸlantılarının kısa pasajlarla, üst kat mekan baÄŸlantılarının ise uzun dar pasajlarla saÄŸlanmasıdır. Bu pasajların çoÄŸu kapandığı için yeraltı ÅŸehrinin ne kadar geniÅŸ bir alana yayıldığı bilinmemektedir.
Özkonak Yeraltı Şehri:
Özkonak Kasabası’nda bulunan yeraltı ÅŸehri apartman düzenindedir. Mekanlar tünellerle birbirine baÄŸlanmıştır. Bugün mekanların tümü temizlenmiÅŸ durumda deÄŸildir. Dışarıda ÅŸekillendirilerek içeri taşınmış olan sürgü taÅŸlarındaki savunma sistemi geliÅŸmiÅŸ bir düşüncenin ürünüdür.
Tatlarin Yeraltı Şehri:
Acıgöl ilçesine 10 km. uzaklıkta, Kale olarak adlandırılan yamaçta yer almaktadır. Bugün sadece iki katı ziyarete açık olan yeraltı şehrinde odaların ve dolapların ebatlarının oldukça büyük oluşu, çok sayıda kilisenin varlığı buranın bir askeri garnizon ya da manastır kompleksi olduğunu düşündürmektedir.
Özlüce (Zile) Yeraltı Şehri:
Kaymaklı Kasabası’nın 6 km. batısında eski adı Zile olan Özlüce Köyü’ndedir. Jeolojik yapısı ve mimarisiyle diÄŸer yeraltı ÅŸehirlerinden farklıdır. DeÄŸiÅŸik renkte tüflerden yapılmıştır. Kat sistemine göre yapılmamış, geniÅŸ bir alana yayılmıştır. Yer altı ÅŸehrine giriÅŸi saÄŸlayan taÅŸtan yapılmış mekanlar, asıl yeraltı ÅŸehrinin oluÅŸturan kaya oyma mekanlara göre daha yenidir.

Acıgöl Yeraltı Şehri:
Özlüce ve Mazı yeraltı şehirleri ile benzerlik gösterir. Henüz tam olarak temizlenmemiş olan yeraltı şehrinde büyük salonlar birbirine tünellerle bağlanmıştır. Üç girişi bulunan yerleşimin orijinal olmayan üçüncü girişinin her iki tarafına kapı yüksekliğinde taşlar konulmuş, yatay tek taşla da kapı desteklenmiştir.
Sivasa Gökçetoprak Yeraltı Şehri:
Gülşehir ilçe sınırları içinde, Gökçetoprak Köyü yakınındadır. Diğer yeraltı şehirlerinden farklı bir jeolojik karaktere sahiptir. En altta kahverengi çamur taşı, üzerinde tüf en üst katta da andezit kaya blokları bulunmaktadır. Halen tam olarak temizlenmemiş olan yeraltı şehrinin iki katı tespit edilebilmiştir. Düzgün olmayan dikdörtgen mekanlar birbirine dar, uzun koridorlarla bağlanmıştır. Yeraltı şehrinin içinde 25 metre derinlikteki su kuyusunda halen su bulunmaktadır.

 

İlk Çağ Medeniyetlerine Ait Diğer Eserler
İlkçağ medeniyetlerine ait diğer eserler arasında Acıgöl-Topada Yazıtı, Civelek Mağarası, Çeç Tümülüsü, Kapadokya Tabletleri ve kaya mezarları sayılabilir.

 

Civelek Mağarası:
GülÅŸehir’in 4 km. doÄŸusunda yer alan maÄŸara bölgenin en eski yerleÅŸimidir. Gürlek Tepe olarak adlandırılan bir tepenin üzerinde bulunan maÄŸara kalkerli bir yapıya sahiptir. MaÄŸaraya 14 metre uzunluÄŸunda aÅŸağıya doÄŸru uzanan bir galeri vasıtasıyla inilebilmektedir. MaÄŸarada Kalkolitik döneme ait (İ.Ö. 5000-3000) çeÅŸitli objeler bulunmuÅŸtur.
Çeç Tümülüsü:
Ürgüp-Avanos ve Özkonak arasında oldukça fazla sayıda bulunan tümülüsler arasında en ünlü ve de hikayesi en belirsiz olanı Çeç tümülüsüdür. Ne zaman, kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Yöredeki yaygın efsaneye göre bir kralın mezarıdır. AncaK bilimsel çalışmalar buranın bir kral mezarı olabileceği gibi, kutsal bir mekan da olabileceğini göstermektedir. Tümülüsleriyle ünlü olan Lidya ve Frigya medeniyetlerine ait olmadıkları anlaşılmaktadır.
Kaya Mezarları:
İlk çaÄŸ Kapadokya medeniyetlerinin bölgede bıraktığı eserlerden biri de kaya mezarlarıdır. Mezarlar, kültürlere göre deÄŸiÅŸen farklı stillerdedir. Mazı Köyü’ndeki mezarlar Makedonyalılar Dönemi ile Hıristiyanlığın baÅŸlangıcı arasındaki zaman dilimine aittir. Burada bulunan 5 mezar İ.Ö. VI. yüzyıldan itibaren görülmeye baÅŸlanan Likya-Karia mezar stiline göre yapılmışlardır. Sofular, Ortahisar ve Göreme’de Kapadokya Krallığı’na ait Asiatik stilde mezarlar bulunmaktadır. Görkemli mezarlarıyla ünlü bir medeniyet olan Romalılar Avanos ve Ürgüp çevresinde güzel mezarlar yapmışlardır. Bunlardan en ünlüsü ve en güzeli Ürgüp’ün doÄŸusundaki AÄŸzıgüzel’dir. Roma Dönemi’ne ait normal vatandaÅŸların mezarlarına her yerde rastlanabilir.
Acıgöl-Topada Yazıtı:
Acıgöl yakınlarında 1934 yılında ortaya çıkarılmış bir kaya yazıtıdır. Yazıt, Hitit hiyerografısi ile yazılmış olmakla birlikte, yazım karakterinin daha eskiyi işaret ettiği düşünülmektedir. Yazıtta bölgenin siyasi durumu ve liderin icraatları anlatılmaktadır.
Kapadokya Tabletleri:
Kapadokya Bölgesi’ne Hititler döneminde Asur ticaret kolonileri gelmeye baÅŸlamıştır. Asur medeniyetinin bıraktığı “Kapadokya Tabletleri” diye adlandırılan çivi yazılı tabletler Anadolu’nun ilk yazılı belgeleridir. Dönemin toplumsal ve siyasal yaÅŸamına ışık tutan bu tabletler aslında ticari ve ekonomik sözleÅŸmelerdir. Kapadokya Tabletlerinin çoÄŸu dönemin diplomatik dili olan Akad dilinde, bir kısmı da yerel lehçelerle yazılmıştır.
Hıristiyan Medeniyetlerin Kapadokya’da Bıraktıkları İzler
Kapadokya ilkçaÄŸ medeniyetlerinden sonra Roma ve Bizans gibi Hıristiyan medeniyetlerin etkisi altında kalmıştır. Bu kısımda Roma ve Bizans Uygarlıklarının Kapadokya Bölgesi’nde bıraktığı izler incelenecektir. Bu baÄŸlamda, önce bu medeniyetlerin kültürel yaÅŸamı iÅŸlenecek, sonra bu dönemden kalma kilise, manastır gibi kent kalıntıları incelenecektir.
Persler’ den sonra Kapadokya’da uzun bir süre yaÅŸayan Romalılar, Hıristiyanlığı kabul etmeden önce çok tanrılı bir inanca sahiptirler. Hıristiyanlıktan önce, Romalılar’ın hemen her iÅŸ için bir tanrısı vardır ve bu tanrılar günlük yaÅŸamda olduÄŸu kadar devlet yönetimi üzerinde de son derece etkilidir. Kibele, Roma döneminin de önemli tanrıçasıdır. Roma inancında güneÅŸ kültü hakimdir. Roma dinine kendi tanrıları dışında birçok yabancı tanrı inanışı da girmiÅŸ, bunların bir kısmı Roma tanrılarıyla birleÅŸtirilmiÅŸ bir kısmına da bağımsız olarak tapınılmıştır.
Kapadokya M.S. 64 yılından sonra Roma İmparatorluÄŸu’nun zulmünden Anadolu’ya kaçan Hıristiyanlar için eÅŸsiz bir sığınma merkezi olmuÅŸ, bu durum İmparator I. Konstantin, selefi Diocletianus’un Hıristiyanlara karşı yürüttüğü yıldırma politikasını bir kenara bırakıp 312 yılında Hıristiyanlığı kabul etmesine kadar devam etmiÅŸtir. Bu dönemde bölgede çok tanrılı inanç sistemi ile Hıristiyanlık beraber yaÅŸamış. Bununla birlikte putperest gelenek son bulmamış, uzun süre güneÅŸ kültürüne sadık kalınmıştır. Nissalı Gregoir’in yazdıklarına göre M.S. 370′lerde Hıristiyan dini törenlerinde bile çok tanrılı dönemden kalan Zeus’a yönelik ibadet ÅŸekillerinden kalıntılar vardır. Çok tanrılı dönemin dinî kavramları uzun bir süre üstünlüklerini korumuÅŸtur.
M.S. III. yüzyılda Kapadokya Bölgesi ile Ege kıyıları arasında (İzmir, Efes) ticaret geliÅŸmiÅŸ, ekonomik iÅŸbirliÄŸi kurulmuÅŸtur. Kapadokya’ya Antik ÇaÄŸ’da ÅŸehirleÅŸme ve ticaret olgularını getiren etmen, kolayca iÅŸlenebilir toprakların azlığı ve böylece, tarımın ana zenginlik kaynağı olamayışıdır. İlk dönemlerde, ticaret daima toprağı bulunmayanların son umudu olmuÅŸtur. Bunun gerisindeyse, üretici, tüketici ve asıl geçiÅŸ yollarının muhafazacısı olarak bu sisteme katılan, ama ticaretle tamamen bütünleÅŸmeyen kabile yapısı üstüne kurulu, az çok özerk kırsal topluluklar bulunmaktadır.
Kapadokya’nın coÄŸrafi yapısı insanlarda mistik düşüncenin oluÅŸmasında çok önemli bir etken olmuÅŸtur. İlk bakışta insana olumsuz bir görüntü vermesine karşılık herhangi bir tehlike karşısında sığınmak, mallan ve insanları kurtarmak gerektiÄŸinde, yeryüzünü terk edip kolaylıkla yeraltlarına saklanabilmek imkanı sunduÄŸu için, insanların bölgeye tutkuyla sarıldıklarını görüyoruz. Belki bu aÅŸamada Anadolu’nun HıristiyanlaÅŸmasında Kapadokya’nın oynadığı rol çok önemlidir.
Özellikle Roma-Bizans döneminde tarımsal üretim ilişkilerinin şartları değişerek daha da ağırlaşmış, feodal üretim ilişkileri köylüyü toprağa bağımlı bir köle durumuna getirmiştir. Yönetim, toprağı terk eden köylüler için ağır cezalar uyguladıkça, toprağını bırakıp kaçanların sayısı artmıştır. Bu tablonun yarattığı maddi ve manevi bunalım ortamında Kapadokya Hıristiyan rahiplerin başka bir dünya özlemlerine cevap vermiş, buranın özel doğası dünyada kayıp bir ülke görünümüyle ilk Hıristiyanların aradığı ütopik dünyanın temsilcisi olmuştur.
Bölgeye yerleÅŸen Hıristiyan topluluklar ilk aÅŸamada çok tanrılı Roma inançlarının gazabına uÄŸramamak için gizli vadilere sığınmaya baÅŸlamışlardır. Tarih boyunca düşmandan kaçan veya dünyaya küsen insanların barınakları olarak kullanılan tüf kayalar, saklanmak ve gözden uzak olmak için ideal yerlerdir. Bölgedeki volkanik arazinin geniÅŸ ölçüde tarıma elveriÅŸli olmaması nedeniyle halk tarafından yerleÅŸme yeri olarak raÄŸbet görmemesi ve dolayısıyla önemli yerleÅŸme yerlerinden uzak olması, bölgenin saklanmaya müsait yaÅŸama yeri olarak önem kazanmasına ve gayesi dünya kötülüklerinden uzak durmak ve vaktini ibadetle geçirmek olan Hıristiyanların yerleÅŸmelerine sebep olmuÅŸtur. Avanos’ta yüksek ÇavuÅŸin Tepesi, SoÄŸanlı Vadisi ve Belisırma Vadisi’ndeki bazı kilise ve manastırların çok eski oluÅŸu bunu göstermektedir. Konstantin’in Hıristiyanlığı kabulünden sonra Kapadokya geniÅŸ ölçüde HıristiyanlaÅŸmıştır.
Bu dönemde din adamları ibadet, okuma, gibi dini pratiklerin yanı sıra el sanatları, hattâ tarımla ilgilenmiÅŸlerdir. Çünkü, rahipler kendi yiyeceklerini saÄŸlamak durumunda olduÄŸu gibi himayelerine sığınan zavallı ve fakir insanları da beslemek durumundadırlar. Kapadokya’da ilk tarım alanlarının din adamları tarafından geliÅŸtirildiÄŸi söylenir.
Manastır hayatının güçlenmesinde yaÅŸanan sefaletin, savaÅŸların ve mülkiyet iliÅŸkilerinin büyük etkisi olmuÅŸtur. III. yüzyılda Kuzey Afrika’da yayılan manastır hayatının zamanla Kapadokya’da da geliÅŸtiÄŸi görülmektedir. Özel mülkiyeti tanımamak, çalışma zorunluluÄŸu, yemekleri birlikte yemek, çile çekmek manastır hayatının ortak ilkeleridir.
Aziz Basil Kapadokya’daki manastır hayatının mimarıdır. Ancak buradaki manastır hayatı ile Kuzey Afrika’daki manastır hayatı arasındaki tek benzerlik her ikisinin de ortaklık esasına dayanmasıdır. Bunun dışında bir benzerlik bulmak zordur, çünkü, Kapadokya’da manastır hayatı tam bir tecrit edilmiÅŸliÄŸe dayanmamış; fakirlere, hastalara yardım eden, günlük yaÅŸama destek olan ancak mülkiyeti reddeden bir anlayış benimsenmiÅŸtir.
Siyasal, kültürel ve dini yaÅŸam birbirinden bağımsız olamaz. Siyasal süreçler tarih boyunca bir çok kez dini ve kültürel yaÅŸamın yönünü tayin etmiÅŸtir. Bu kural Roma Dönemi’nde olduÄŸu gibi, Bizans Dönemi’nde de geçerlidir. VI. ve VII. yüzyıllardan itibaren Kapadokya’da ilk resimli kiliseler inÅŸa edilmeye baÅŸlanmış olmakla birlikte, tasvir sanatlarının kullanılıp kullanılmaması, Bizans yönetiminde uzun zaman tartışma konusu olmuÅŸtur. Hıristiyan dünyada antikitenin tanrı tasavvurunun cisimleÅŸtirilmesi fikri ile, DoÄŸu’nun soyut tanrı tasavvuru daima çatışan iki anlayıştır. Halk tapınacağı tanrı olgusunda sürekli somut bir biçim arayışına girmiÅŸ, yönetim bu arayışı yasaklama yoluna gitmiÅŸtir. İmparator III. Leo’nun 725 yılında tasvirlere tapınmayı yasaklamasıyla baÅŸlayan ve ikonoklast-ikonodul (ikon kırıcılık) dönemin izleri Kapadokya kiliselerinden izlenebilmektedir. 842 yılında İmparatoriçe Teodora ikon yasağına son verdiÄŸinde Kapadokya’da dinsel hayat tekrar eski canlılığına kavuÅŸmuÅŸtur.
Bu nedenle bilhassa ikonodul dönemde yapılan süslemeler konusunda sıhhatli bir fikir birliÄŸine varılamamaktadır. Ama, yapıların iç mimarisi Kapadokyalılar’ın Bizans Dönemi’nde kullanılan tüm mimari planları bildiklerini (üstelik burada yapılar kayalara oyuluyordu) gösterir. Ayrıca, Mezopotamya, Suriye gibi komÅŸu bölgelerde kullanılan kubbeler, direkler, kemerler vb. mimari unsurların örneklerine de rastlanmaktadır. SoÄŸanlı Kilise’de olduÄŸu gibi, kaya kütlesinin içi oyulduktan sonra, dışının da kubbeli kilise biçiminde iÅŸlendiÄŸi örnekler vardır.
Süslemelere gelince; ilk dönem resimlerde (VI.- VII. yüzyıllar), İsa’nın ya da azizlerin yaÅŸamından alınan sahneler, ilkel resmin klasik motifleriyle (cennet aÄŸaçlan, baÄŸlar, haça asılmış balıklar) birleÅŸtirilmiÅŸtir. Bu resimlerin, inanç derinliÄŸi ve zayıflığına veya dinsel ve sanatsal bilginin derinliÄŸi ve zayıflığına paralel olarak geliÅŸtiÄŸini göz önünde bulundurmak gereklidir. İlkel arkaik desenlere genelde dinî bilgilerin tam ve detaylı yoÄŸrulup özümlenmediÄŸi en eski kiliselerde rastlanması bunun göstergesidir.
Oyma ve dekorasyon aktiviteleri Hıristiyan topluluklar tarafından aÅŸağı yukarı 900 seneye yakın bir zaman diliminde varlığını sürdürmüştür. Oyma ve boyama aktivitileri, ne Arap istilaları (VII. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar) ne Hıristiyanlık için en zor dönem olan İkonodul dönemde (VI-II. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar) ne de IX. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar Türk aÅŸiretlerinin akın ettiÄŸi ve Selçuklular’in hakimiyet kurdukları dönemlerde aksamıştır. Selçuklu hakimiyetine erken giren Kapadokya’da, Selçuklu -daha sonra Osmanlı- ekonomik uygulamalarının gereÄŸi kilise-devlet çatışması yaÅŸanmamıştır. Bu dönemlerde kiliselere ve kiliselerdeki resimlere dokunulmamış, kilise inÅŸa ve süsleme iÅŸlemi engellenmemiÅŸtir. Bu devirde de, pek çok manastır komplesi, kaya kilisesi ve yeni kaya mekanları yapılmıştır. ÖrneÄŸin Ihlara Vadisi’nde bulunan Kırkdamaraltı Kilisesi’ndeki bir kitabede Selçuklu Sultanı II. Mesut ile Bizans İmparatoru II. Andronikos’un adı birlikte yer almaktadır. M.S. 1283-95′e tarihlenen bu kitabe hoÅŸgörü ve saygıya dayanan bu devirdeki anlayış ve uygulamayı göstermesi bakımından ilginçtir.
İlk Hıristiyanlar için yoksulluk onur duyulan, zenginlik ise ayıp görülen bir ÅŸeydir. Ancak Hıristiyan nüfusun çoÄŸalmasıyla görüş ayrılıkları ortaya çıkmaya baÅŸlamıştır. VI. yüzyıldan sonra bu ilk düşünüş ve yaÅŸama biçiminden uzaklaşılmış, kardeÅŸlik düşüncesi zamanla terk edilmiÅŸtir. Ortaklık ve kardeÅŸlik kavramlarına ısrarla baÄŸlı kalan ve bu uÄŸurda büyük fedakarlıkta bulunan keÅŸiÅŸlerin sayısı azalmıştır. Manastır rahiplerinin bağış toplamalarıyla, manastırların geniÅŸ toprak ve mülklerle donatılması sonucu din adamlarının giderek özel güçleri ve imtiyazları olan kutsal bir kast durumuna gelmeleri buna mukabil Roma Devleti’nin dini, ekonomik ve politik kurumlarına uydurmaya yönelik çabaları da Hıristiyanlığın ilk yıllardaki gücünü ve anlamını yitirmesine yol açmıştır.
Kilisenin geniş bir ekonomik-politik güç haline gelmesi X. yüzyılda İmparator Nikephoros Focas zamanında bile hükümet ile kilisenin arasının açılmasına yol açmış ve hükümetler kanunlar çıkararak kiliselerin mülkiyetini kısıtlama yoluna gitmişlerdir. Hükümetin buyruğuna (novella) göre, manastırlara, konuk evlerine ve imarethanelere bağışta bulunacakların eskiden kurulmuş olanlara yardım edecekler, fakat bu yardımlar toprak yada çiftlik bağışlamak yahut (yeni) bina yapmak biçiminde olmayacaktır. Yeni manastırlar ya da konuk evleri, imaretler yapılması; manastırlara, imarethanelere ya da piskoposluklara toprak, çiftlik tahsis edilmesi yasaklanmıştır.
Bütün bunlara rağmen kilisenin önemli bir ekonomik güce ulaşması Bizans halkındaki feodal-yoksul köylü ikilemini daha da keskinleştirerek ileride patlayacak olan iç kavgalara yol açmış ve sonuçta manastır, bir başka deyişle örgütlü Ortodoksluk, Bizans dini ve toplumsal hayatı üzerinde belirleyici olmuştur. Bu bakımdan Bizans kültürü Helen ve Roma kültürünün bir sentezi olarak görülebilir.

 

Göreme Açık Hava Müzesi’nde Bulunan Kilise ve Manastırlar
Kapadokya’da Hıristiyanlık tarihine ışık tutan en önemli eserler, kayalara oyulmuÅŸ kiliselerdir. Bölgede iki yüz elliden fazla kilise bulunmakta, her vadide kilise ve manastırlara rastlanmaktadır. Bu kısımda Kapadokya kiliselerinin önemli sayılanları bazı özellikleriyle ele alınacaktır.
Kiliselerin en kalabalık olarak bulunduÄŸu alan, III. ve XIII. yüzyıllar arasında manastır hayatının yoÄŸun bir ÅŸekilde yaÅŸandığı, dini merkez durumundaki Göreme’dir. Göreme Vadisi’nde en güzel örnekleri görülen kilise ve ÅŸapellerin mimarisinde ve dekorasyonunda Mezopotamya, Filistin, ilk Hıristiyanlık, Bizans ve Ermeni sanat üslubunun etkileri görülmektedir. Bugün Göreme Açık Hava Müzesi olarak ziyarete açık olan bölgedeki kiliseler, manastırlar ve ÅŸapeller ÅŸunlardır:
Tokalı Kilise:
Bölgenin en büyük kaya kilisesidir. Eski Kilise, Eski Kilise’nin altındaki Kilise, Yeni Kilise ve onun kuzeyindeki Yan Åžapel olmak üzere dört mekandan oluÅŸur. X. yüzyıl başına tarihlenen Eski Tokalı Kilise bugün Yeni Tokalı Kilise’nin giriÅŸ mekanı ÅŸeklindedir. Tek nefli ve beÅŸik tonozludur.
Aziz tasvirleri, müjde, ziyaret, bakireliÄŸin ispatı, Beytüllahim’e yolculuk, doÄŸum, üç müneccimin tapınması, masum çocukların katliamı, Mısır’a kaçış, İsa’nın mabede takdimi, Zekeriya’nın öldürülmesi, İsa’nın Vaftizci Yahya ile buluÅŸması, Kana düğünü, ÅŸarap mucizesi, ekmek ve balıkların çoÄŸalması, kör adamın iyileÅŸmesi, Lazarus’un dirilmesi, son akÅŸam yemeÄŸi, ihanet, İsa Platus önünde, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa’nın çarmıhtan indirilmesi, İsa’nın gömülmesi, kadınlar boÅŸ mezar başında, İsa’nın cehenneme iniÅŸi ve İsa’nın göğe yükseliÅŸi gibi sahneler resimlenmiÅŸtir.
Yeni Tokalı Kilise X. yüzyılın sonunda yapılmıştır. Enlemesine dikdörtgen planlı, beÅŸik tonozludur. İsa’nın hayatı kronolojik sahneler halinde mavi ve kırmızı renklerle kilise duvarlarına fresklenmiÅŸtir. Sahnelerin zeminini oluÅŸturan lapis mavisi, bu kiliseyi diÄŸerlerinden ayıran en önemli özelliktir.
Yeni Kilise’deki sahneler yine İsa siklusunu içermekle birlikte, Eski Kilise’den farklı tasvirleri ÅŸunlardır: Yusuf un rüyası, İsa’nın mabette bilginler tarafından denenmesi, Matta’nın görevlendirilmesi, Petrus-Andrea-Yakup ve Yahya’nın görevlendirilmesi, dul kadının bağışı, sakat elin iyileÅŸtirilmesi, Meryem’in ölümü. Ek Åžapel ve Alt Kilise, Yeni Kilise’den daha sonraki dönemlere aittir.
Rahibeler Manastırı (Kızlar Manastırı):
Açık Hava Müzesi’nin giriÅŸinin solunda yer alır. Yedi katlı bir kaya kütlesi olan kilisenin birinci katındaki yemekhanesi, mutfağı, birkaç odası ve ikinci katındaki yıkık ÅŸapeli gezilebilir durumdadır. Üçüncü katta yer alan ve bir tünelle ulaşılan kilisesi çapraz kubbeli, dört sütunlu, üç apsislidir. Ana apsisteki templona Göreme’deki diÄŸer kiliselerde pek rastlanmaz. Katlar arasındaki baÄŸlantı tünellerle saÄŸlanmıştır. Tehlike anında tünelleri kapatmak üzere yeraltı ÅŸehirlerinde olduÄŸu gibi sürgü taÅŸlan kullanılmıştır. Kilisede doÄŸrudan kaya üzerine yapılan İsa resminin yanında kırmızı bezemeler görülür.
Yılanlı Kilise (Aziz Onup/ırius Kilisesi):
GiriÅŸi kuzeydendir. Ana mekan enlemesine dikdörtgen planlı, beÅŸik tonozlu, güneyde mezarların bulunduÄŸu ek mekan ise düz tavanlıdır. Apsisi sol uzun duvara oyulmuÅŸtur. XI. yüzyılda yapılan kilise tamamlanmadan bırakılmıştır. Tonozunun her iki yanında Kapadokya’da yaÅŸamış azizelerin tasvirleri yer almaktadır. Kiliseye adını vermiÅŸ olan Aziz Onuphrius’un hikayesi şöyledir: HafifmeÅŸrep bir kadın olan Onuphrius günün birinde tövbekar olur ve Tann’ya kendisini erkeklere karşı koruması için yalvarır. Tanrı onu sakal ve bıyıkla çirkinleÅŸtirerek Aziz mertebesine yükseltir.
M.S. I. yüzyılda Mısır çöllerinde “hermit” adı verilen kendini dine adayıp inzivaya çekilmiÅŸ insanlar yaÅŸamaktadır. Son hermit Aziz Paphnutius hermitlerin yaÅŸam tarzlarını öğrenmek için IV. yüzyılda Mısır’a gider ve orada Onuphrius’la karşılaşır. Ölürken ona yardım eder. Çünkü Onuphrius, faziletin ve nefse hakimiyetin en iyi örneÄŸidir. Kilise’de bulunan tasvirlerde Aziz Onuphrius, çıplak, uzun saçlı, iri göğüslü ve önünde palmiye aÄŸaçları ile görülür.
Sol elinde İncil tutan İsa ve yanında kilisenin Bani’si, Aziz Onesimus, ejderle savaÅŸan George ve Theodore, haçı tutan Helena ve oÄŸlu Konstantin, Aziz Onuphrius ve onun yanında takdis pozisyonunda Aziz Thomas ile Aziz Basil sahneleri kilisede resimlenmiÅŸtir.
Elmalı Kilise:
Adını çevresindeki elma bahçelerinden alan kilisenin fresklerinden XI. yüzyıla ait olduğu anlaşılmaktadır. Dokuz kubbeli, dört sütunlu, kapalı Yunan haçı planlı, üç apsislidir. Asıl girişi güney yönünden olan kiliseye kuzeyden açılan bir tünel vasıtasıyla girilebilmektedir. İlk süslemeleri Aziz Basil ve Azize Barbara kiliselerinde olduğu gibi doğrudan duvara kırmızı boya ile yapılan haç ve geometrik motiflerdir. Kilise hem ikonodul dönemde hem de bu dönem sonrasında kullanılmıştır.
Kilisede, doÄŸum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus’un dirilmesi, baÅŸkalaşım, Kudüs’e giriÅŸ, son akÅŸam yemeÄŸi, ihanet, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa’nın gömülmesi, İsa’nın cehenneme iniÅŸi, kadınlar boÅŸ mezar başında, İsa’nın göğe çıkışı, aziz tasvirleri, İbrahim peygamberin misafirperverliÄŸi ve üç Yahudi gencin yakılması gibi sahneler resimlenmiÅŸtir.
Aziz Basil Åžapeli:
Göreme Açık Hava Müzesi’nin giriÅŸindedir. Sütunlara ayrılan nartekste mezar çukurları bulunan kilise XI. yüzyıla tarihlenmektedir. V. yüzyılda kazılmış, bir kısmı ikonodul dönemde kırmızı bezemelerle süslenmiÅŸ, bir kısmı da ikonodul dönem sonrasında fresklendirilmiÅŸtir.
Şapelde, ana apsiste İsa portresi, ön yüzünde Meryem ve çocuk İsa, kuzey duvarında at üzerinde Aziz Teodore, güney duvarında yine at üzerinde ejderle savaşan Aziz George, Aziz Demetrius ve iki azize tasviri bulunmaktadır.

 

Karanlık Kilise:
Karanlık Kilise olarak adlandırılmasının nedeni, narteks kısmındaki küçük bir pencereden çok az ışık almasıdır. Bu nedenle freskle/indeki renkler oldukça canlıdır ve bölgenin freskleri en sağlam kalmış kilisesidir. XI. Yüzyıl sonunda yapılmıştır.
Kuzeydeki kavisli bir merdivenden kilisenin dikdörtgen, beşik tonozlu narteksine çıkılır. Narteksin güneyinde bir mezar bulunmaktadır. Kilise, haç planlı, çapraz tonozlu, merkezi kubbeli, dört sütunlu, üç apsislidir.
Kilisede, Müjde, Beytüllahim’e yolculuk, doÄŸum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus’un dirilmesi, baÅŸkalaşım, Kudüs’e giriÅŸ, son akÅŸam yemeÄŸi, ihanet, İsa çarmıhta, İsa’nın cehenneme iniÅŸi, kadınlar boÅŸ mezar başında, havarilerin takdisi ve görevlendirilmesi, İsa’nın göğe çıkışı gibi sahneler resimlenmiÅŸtir. Elmalı Kilise ve Çarıklı Kilise’de olduÄŸu gibi Tevrat kaynaklı sahneler de yer almaktadır.
Çarıklı Kilise:
İsa’nın göğe yükseliÅŸ sahnesinin altında bulunan çarık izine benzer bir ayak izinden dolayı kiliseye bu ad verilmiÅŸtir. XII. yüzyıl sonunda yapılmıştır. Çapraz tonozlu, üç apsisli, dört kubbelidir. Bazı sahneleri iyi muhafaza edilmiÅŸtir. Elmalı Kilise ve Karanlık Kilise’ye benzer ancak, figürler burada daha büyük ve uzundur.
Kilisede, ana kubbenin ortasında İsa ve madalyonlarda melek büstleri yer almaktadır. Ana apsiste Deesis, kuzey apsiste Meryem ve çocuk İsa, güney apsiste ise Melek Michael tasviri yer alır. Ayrıca, doÄŸum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus’un dirilmesi, baÅŸkalaşım, Kudüs’e giriÅŸ, ihanet, kadınlar boÅŸ mezar başında, İsa’nın göğe yükseliÅŸi ve aziz tasvirleri de bulunmaktadır.
Azize Barbara Åžapeli:
İkonograflarından birinin adıyla anılan kilise VIII. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilir. Kiler, mutfak ve yemekhanesi bugüne kadar kalabilmiştir İkonodul döneme ait kiliselerdendir. Zengin geometrik desenler ve mitolojik motifler kırmızı boya ile doğrudan kaya üzerine işlenmiş, XI. yüzyıldan sonra fresklenmiştir. Renklerin solukluğu, karakterlerin belirgin olmayışı fresklerin amatör bir çalışmanın ürünü olduğu izlenimi vermektedir.
Kadir DurmuÅŸ Kilisesi:
Adını içinde bulunduÄŸu bağın sahibinden alır. Göreme Beldesi’ne yakın bir yerde bulunan kilise, kesme taÅŸlarla inÅŸa edilmiÅŸtir. Kaya kabartma süslemelerin en güzel örnekleri bu kilisede görülebilir. VII. yüzyılda yapılmıştır. DiÄŸer kiliselerden farkı, ortadaki papaz tahtı, iri dörtgen sütunlar, vaftiz yeri ve duvarlara oyulmuÅŸ mezarların oluÅŸturduÄŸu yapı kompozisyonudur. Uzun zamandır kullanılmadığı anlaşılmaktadır.
Yusuf Koç Kilisesi:
Bu kilise de adını, içinde bulunduğu bağın sahibinin adından almıştır. Kadir Durmuş Kilisesi gibi kesme taşlarla yapılmış bir kilisedir. Göreme yakınlarındadır ve XI. yüzyılda yapılmıştır.
Bu iki kilise dışında Göreme Beldesi’nde Ortamahalle, Bezirhane ve Karabulut kiliseleri bulunmaktadır. Kesme taÅŸlarla yapılmışlardır ve XI. yüzyıla ait oldukları anlaşılmaktadır.
El-Nazar Kilisesi:
El-Nazar vadisinde bulunan kilise XII. yüzyıla tarihlendirilir. İsa’nın çocukluÄŸundan mucizelere kadar geçen zaman ve azizlerin tasvirleri sahnelenir. “T” planlı kilisenin kemerleri madalyonlarla süslüdür.
Kilisede, müjde, ziyaret, doÄŸum, üç müneccimin tapınması, Mısır’a kaçış, İsa’nın mabede takdimi, vaftiz, Lazarus’un dirilmesi, baÅŸkalaşım, Kudüs’e giriÅŸ, İsa çarmıhta, İsa’nın cehenneme iniÅŸi, İsa’nın göğe yükseliÅŸi ve madalyonlar içinde aziz tasvirleri bulunur.
Saklı Kilise:
1957 yılında bulunduÄŸu için bu kiliseye Saklı Kilise denmiÅŸtir. El-Nazar Kilisesi’ne yakındır. Kırmızı rengin hakim olduÄŸu freskleri doÄŸrudan kaya üzerine yapılmıştır. Mimarisi Mezopotamya kilise mimarisine benzer. XI- XII. yüzyıllar arasında yapılmıştır.
Kilisede, Deesis, müjde, doÄŸum, İsa’nın mabede takdimi, Vaftizci Yahya’nın görevlendirilmesi, baÅŸkalaşım, İsa çarmıhta, Meryem’in ölümü ve aziz tasvirleri vardır.
Kılıçlar Kilisesi:
Kılıçlar Vadisi’nde yer alan IX. yüzyıl sonu-X. yüzyıl başına ait bir yapıdır. İçi oldukça zengin bir ÅŸekilde fresklerle süslenmiÅŸ olup uzun bir İncil siklusu içermektedir.
Meryem Ana Kilisesi (KuÅŸluk Kilisesi):
Göreme Vadisi’nin en güzel yapılarından biri olan kilise, Kılıçlar Vadisi’nin .baÅŸladığı yamaçta, Tokalı Kilise’nin arkasındadır. Kilisede, Aziz figürleri ve İncil siklusunun dört sahnesi yer almaktadır: Beytüllahim’e yolculuk, doÄŸum, İsa çarmıhta, Meryem’in ölümü ve aziz tasvirleri.
Azize Catherine Åžapeli:
Karanlık Kilise ile Çarıklı Kilise arasındadır. XI. yüzyıla tarihlenmektedir. Hem narteksi, hem de naosu serbest haç planlı, merkez kubbeli, beşik tonozludur. Apsisi templonludur. Narteks zemininde dokuz mezar, duvarlarında ise iki nişli mezar bulunmaktadır. Sadece naos kısmı dekorasyonlar içermektedir.
Şapelde, Templonlu apsiste Deesis, altında madalyonlar içinde kilise babalan (Gregory, Basil, John Chrysostom), Aziz George, Aziz Theodore, Aziz Catherine ve diğer aziz tasvirleri vardır.
Aziz Eustathius Åžapeli:
Tokalı Kilise ile Meryem Ana Kilisesi’nin arasındadır. X. yüzyıl başında yapılmıştır. Ağırlıklı olarak kırmızı ve yeÅŸil renklerin kullanıldığı freskler, Hıristiyanlığın erken dönemlerine iÅŸaret etmektedir. Dinî sahneler İsa’nın çocukluÄŸundan alınan tasvirlerle sınırlıdır.
Yamalı Kilise:
Latin, Grek ve Malta haçlarının işlendiği kilisede süsleme ve sembollerin anlaşılmasında güçlük çekilir. Süsleme üslubu, Doğu kültürlü Roma mozaik ve duvar süslerini çağrıştırmaktadır. Bizans öncesi -Suriye türü- yapı üslubuna sahiptir. IV. ve VI. yüzyıllar arasında yapıldığı sanılan kilise bölgenin en ilginç ve çözümlenmesi en güç kiliselerindendir.
Eğri Taşı Kilisesi:
Duvarlarındaki yazılardan Meryem’e adandığı anlaşılan kilise VIII. ve XII. yüzyıl arasına aittir. Duvarları bir çift melek portresi, Meryem ve haç tasvirleriyle süslenmiÅŸtir. Kilisede, DoÄŸumdan önce, doÄŸum, vaftiz, üç müneccimin görevlendirilmesi, Yusuf un rüyası, Kudüs’e giriÅŸ, ayak yıkama, kadınlar boÅŸ mezar başında, üç Yahudi gencin yakılması sahneleri resimlenmiÅŸtir.
Göreme Vadisi’nde bulunan ve bazıları henüz resmi bir isme kavuÅŸmamış olan diÄŸer kilise ve ÅŸapeller arasında önemlileri Eski Bacak Kilisesi, Teodocus Åžapeli, Jerphanion Kilisesi, Madalyon Kilisesi, Çift Yüzlü Åžapel, AÄŸaçaltı Kiliseleri, Manastır Sütunlu Kilise ve Ala Manastır Kilisesi’dir.

 

Ürgüp Kiliseleri
Pancarlık Kilisesi:
Ürgüp-Ortahisar yolunun üzerinde Pancarlık Vadisi’ndedir. Duvar resimleri yeÅŸil zeminli olan kilise oldukça iyi korunmuÅŸtur. Zengin İncil siklusunu içeren kilisede sahneler frizler halinde birbirini takip etmekte, frizin her iki yanında madalyonlar içinde aziz tasvirleri bulunmaktadır. Kilise, XI. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Geçen yüzyılda freskler yeniden boyanmış olmakla beraber iyi korunmuÅŸtur. 1924 nüfus mübadelesinden önce Ortodoks Rumlar’in ziyaret ettikleri bir kilisedir.
Ürgüp çevresinde bulunan diğer kiliseler:
MustafapaÅŸa’da Aios Vasilios Kilisesi, Konstantin-Eleni Kilisesi, Kara Kilise, YeÅŸilöz Kilisesi (Aziz Theodore); Cemilköy’de Archangel Manastırı, Hagios Stephonos Manastırı, Saint Euphemia Kilisesi; SoÄŸanlı’da otuz civarında kesme taÅŸtan yapılmış kilise bulunmaktadır. SoÄŸanlı Vadisi XIII. yüzyıldan beri Hıristiyan yerleÅŸimidir. Önemli kiliseler Takkeli Kilise, Ak Kilise, Geyik Kilise, KarabaÅŸ Kilise, Canavar Kilise, St. Barbara Kilisesi’dir. Ayrıca,-Alakara Kilise ve Manastır Vadisi kiliseleri de Ürgüp’te bulunan Hıristiyan medeniyetinin izlerini bugüne taşımaktadırlar.

 

Ortahisar Kiliseleri
Üzümlü Kilise (Aziz Nichitas Kilisesi): Ortahisar’ın batısında Kızılçukur Vadisi’nin giriÅŸindedir. Üzümlü Kilise’nin bulunduÄŸu peribacası, keÅŸiÅŸlerin yaÅŸadığı manastır kompleksi gibi oyulmuÅŸtur. Kilise, peribacasının alt kısmında yer alır. Üst kısımda ise tavanında kabartma haç olan kabartma bir tavan yer almaktadır. Kilisenin ithaf yazısında Stylite Nichitas’a ait bir yazıt bulunduÄŸundan, bu kilise Aziz Nichitas Kilisesi olarak da anılmaktadır. Kesin olmamakla birlikte VII. veya IX. yüzyıla ait olabileceÄŸi düşünülmektedir.
Ortahisar’da bulunan diÄŸer kilise ve manastırlar:
Harım Kilise, Sarıca Kilise, Cambazlı Kilise, Tavşanlı Kilise, Ala Kilise, Kepez Kiliseleri, Balkan Deresi Kiliseleri, Hallaç Dere Manastırı.
Bunlardan Harım Kilise, bazilika tipli kiliselerdendir. Kepez Kiliseleri kayalara oyulmuş şapellerden oluşur. Balkan Deresi Kiliseleri dört kiliseden ve küçük bir şapelden ibarettir. Hallaç Dere Manastırı XIII. yüzyıla ait bazilika tipindedir. Dışarıya tünellerle bağlantı sağlanan manastır zengin freskler ve rölyeflerle süslenmiştir. Ancak bugün süslemelerin çok azı sağlamdır.

 

Belisırma ve Ihlara Kiliseleri
Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren önemli manastır yerleÅŸimleridir. Ulaşımı zor olan ve gizlenmiÅŸ durumdaki bu vadiler çok fazla saldırıya maruz kalmamışlardır. Belisırma Köyü, Ihlara ve Melendiz Çayı üçgeninde 105′i kilise olan 4000 oyulmuÅŸ kaya kütlesi bulunmaktadır. Bu bölgedeki manastırlarda, mimari ve ikonografi üzerinde diÄŸer bölgelerde görülmeyen bir dış etki söz konusudur. Önemli kiliseler ÅŸunlardır:
Ala Kilise, Direkli Kilise, Kırkdamaraltı Kilisesi, Karagedik Kilisesi, Eskibaca Kilisesi, Sümbüllü Kilise, Bahattin Kilisesi, Ağaçlı Kilise, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Kokar Kilise, Purenliseki Kilisesi, Eğritaş Kilisesi, Kemer Kilise, Saint George Kilisesi.
Bunlardan Direkli Kilise bazilika usulü inÅŸa edilmiÅŸ büyük bir kilisedir. XI. yüzyıla aittir. Saint George Kilisesi’ndeki fresklere Selçuklu Sultanı Mesut ile Bizans Kralı Andranicus’un adları yan yana iÅŸlenmiÅŸtir.
Uçhisar Kalesi:
NevÅŸehir-Ürgüp karayolu üzerindedir. Kalede Bizans Dönemi’ne ait mezarlar bulunur.

 

Diğer Bölgelerde Bulunan Kilise ve Manastırlar
Belha Manastırı (Özkonak):
Özkonak’ta bulunan, Belha efsanesi ile ünlü bu manastır kayalara oyularak inÅŸa edilmiÅŸtir. Erken Bizans Dönemi’ne aittir.
Vaftizci Yahya Kilisesi (Çavuşin):
Bölgede, mimari açıdan kilise olduÄŸu belli olan tek yapı, en eski kilise olduÄŸu sanılan ve ön cephesi tamamen çökmüş durumda olan Vaftizci Yahya Kilisesi’dir. Kaya içine oyulmuÅŸ giriÅŸin arkasında Vaftizci Yahya’ya adanmış üç nefli bir bazalika bulunmaktadır. Bazilikanın freskleri çok kötü durumdadır, sadece bir kısmı seçilebilmektedir. Bizans döneminde Aziz Hieron’a ait kutsal emanetler bu kilisede saklanmıştır.
Büyük Güvercinlik Kilisesi (Çavuşin Kilisesi):
Nicephorus Phocas adına yapılmış ÇavuÅŸin Kilisesi mimari açıdan önemsizdir. İlk Hıristiyanlığın en iyi ikon boyama çalışmaları bu kilisededir. Dinsel sahneler ustaca iÅŸlenmiÅŸtir. Öne çıkan renkler kırmızımsı kahve ve yeÅŸildir. Kilise’de Ermeni komutan Melias’ın da portresinin bulunması XIX. yüzyıl tarihçilerinin kafasını karıştırmıştır. Aslında kilisenin bir duvarında bu portrenin iÅŸlenmiÅŸ olmasının nedeni, Melias’ın savaÅŸta Bizans orduları ile ittifak yapmış olmasıdır. O dönemde bölgede Ermeni topluluk bulunmamaktadır.
Sahneleri: Deesis, ziyaret, Beytüllahim’e yolculuk, İsa’nın doÄŸumu, Yusuf un rüyası, Mısır’a gidiÅŸ, Zekeriya’nın ölümü, Elizabeth’in takibi, kör adamın iyileÅŸmesi, Lazarus’un dirilmesi, Kudüs’e giriÅŸ, son akÅŸam yemeÄŸi, ihanet, İsa’nın çarmıha geriliÅŸi, kadınlar boÅŸ mezar başında, İsa’nın cehenneme iniÅŸi, İsa’nın göğe yükseliÅŸi ve diÄŸer aziz tasvirleri.
Güllüdere Kilisesi (Çavuşin):
Güllüdere Vadisi’ndedir. VI.-VII. yüzyılda tamamlanmış olan kiliseye XI. yüzyılda apsis eklenmiÅŸtir. İncil yazarlarını sembolize eden sahneler İsa’nın sağında ve solunda simetrik olarak resmedilmiÅŸtir.
Zelve Kiliseleri:
Zelve Vadisi, IX. ve XIII. yüzyıllar arasında önemli bir Hıristiyan yerleÅŸimidir. KeÅŸiÅŸlere ilk dini eÄŸitim burada verilmiÅŸtir. Kiliseler fresklerle süslenmemiÅŸtir. Dekorasyonda sadece Grek, Latin ve Malta haçları ve dini semboller bulunmaktadır. Balık, İsa’yı temsil eden en eski ve en önemli semboldür.
Aziz Jean Kilisesi ve Açıksaray Harabeleri (Gülşehir):
Tüf kayalar içine oyulmuÅŸ mekanlarıyla yaklaşık 1 kilometrekarelik bir alana yayılmış büyük bir komplekstir. Manastır merkezi, yerleÅŸim birimi, karakol vb. olduÄŸu konusunda tartışmalar bulunmaktadır. Bu alanda boyalı bir manastıra rastlanmamaktadır. Aziz Jean Kilisesi, 1212 yılında yapılmıştır. Kilise’nin duvarlarında Kapadokya Bölgesi’nde çok az rastlanan İncil’den Son Yargı sahnesi resmedilmektedir.

 

Kapadokya’da Müslüman-Türkler ve Bıraktıkları İzler

 

Selçuklu, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı Kültürü
9. yüzyılda Kapadokya Hıristiyanlığın önemli merkezlerindendir. Müslüman Türk topluluklarının Anadolu’ya yerleÅŸmeye baÅŸlamasıyla bölgenin etnik ve dini yapısında deÄŸiÅŸim yaÅŸanmaya baÅŸlamıştır. Hıristiyanlık Türk egemenliÄŸinden sonra da yörede varlığını sürdürmüştür. 1924 nüfus mübadelesine kadar bölgenin nüfusu Müslümanlardan ve Ortodoks Rumlardan oluÅŸmaktadır. XI. yüzyılda önemi azalan dini merkezlerin XIII. yüzyılda tekrar canlanmaya baÅŸladığı görülür. Bunda Anadolu Selçuklu Devleti’nin Hıristiyanlara tanıdığı dini özgürlüklerin etkisi büyüktür. Ancak, XIII. yüzyılda yapılan freskler, öncekilerin kötü birer kopyasıdır. Bu dönemde yörede yaÅŸayan Hıristiyanların Bizans kültür merkezleriyle iliÅŸkileri azalmış, geleneksel süsleme sanatları unutulmuÅŸtur. Bir süre sonra Kapadokya Hıristiyanları dil bakımından da TürkleÅŸmiÅŸler, Rumca’yı unutmuÅŸlardır. Texier, Ürgüp’te yaÅŸayan Rumlarla ilgili olarak, bunların Batı Anadolu Rumlarından tamamıyla ayrıldığını, dillerinin Türkçe, dinlerinin Hıristiyanlık olduÄŸunu yazmaktadır.
Kapadokya Bölgesi’ne XI. yüzyıldan itibaren gelmeye baÅŸlayan Müslüman Türkler, XVIII. yüzyılda Damat İbrahim PaÅŸa’nın yürüttüğü bayındırlık ve nüfus politikalarıyla bölgede çoÄŸunluk haline gelmiÅŸlerdir.
Selçuklu uygarlığı saÄŸlam ve bakımlı yolları, taÅŸ köprüleri, kervansarayları, cami, medrese, kütüphane, hamam ve saraylarıyla OrtaçaÄŸ’in ileri bir medeniyetidir. Selçuklularda mekan ve kültür birliÄŸi Roma ve Bizans uygarlıklarında olmayan yeni bir boyut kazanmıştır. Romalılar, taÅŸ yollarla mekan birliÄŸini saÄŸlamışlar ancak birinin Kapadokya’da bulunduÄŸu 25′e yakın eyalette toplumlar yaÅŸamlarını eskisi gibi sürdürmeye devam etmiÅŸlerdir. Türk, Arap, İran, Anadolu ve Bizans kültürlerinin yeni bir sentezi olan Selçuklu kültürü daha önce saÄŸlanamayan birliÄŸi saÄŸlamıştır. Selçuklular bu kültürlerden etkilenmiÅŸ ancak kendi orijinal kültürlerini de geliÅŸtirmiÅŸlerdir. Selçuklu sanatının özgünlüğünü Orta Asya’dan getirdikleri öğeler oluÅŸturur. Türbeler, Türk çadırının taÅŸ yapılara dönüştürülmüş yeni bir yorumudur. Çinicilik, aÄŸaç işçiliÄŸi, minyatür bir sentezin ürünüdür.
Selçukluların Kapadokya’daki en belirgin izleri, ticaretin geliÅŸmesinin hem nedeni hem de sonucu olan kervansaraylardır. Kervansaraylar savaÅŸ zamanında kuleleri ve yüksek duvarları ile kale olarak savunma hizmetinde kullanılmışlar, diÄŸer zamanlarda seyahat eden tacirlere konfor ve emniyet saÄŸlamışlardır. Anıtsal giriÅŸ kapılarının mimarlık süsleri Selçuklu-Türk sanatının en özgün yönüdür. Gerek yüksek kapıları gerekse kapıların süsleme unsurları bakımından gotik tarzda yapılmış kiliselerle benzerliÄŸi dikkat çekicidir. Kuzey Avrupa’da görülen gotik mimari yapıların orjini Selçuklular’a ait olup Haçlı Seferleri sırasında Avrupa’da moda olmuÅŸtur.96 Ayrıca Selçuklular zamanında özellikle ÅŸehir merkezlerinde, Kapadokya Bölgesi’nin imar faaliyetlerine önem verilmiÅŸtir.
Kapadokya’nın 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılmasından sonra Özkonak’ta Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılan köprü dışında yörede önemli bir mimari esere rastlanmamaktadır. Özellikle NevÅŸehir’in imarı ve zenginleÅŸmesi 18. yüzyılda Damat İbrahim PaÅŸa eliyle gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. İbrahim PaÅŸa küçük bir köy olan MuÅŸkara’yı bayındırlık eserleriyle donattıktan sonra, buraya kiÅŸiliÄŸine ve dönemine uygun olarak NevÅŸehir adını vermiÅŸtir.
Damat İbrahim PaÅŸa dışında Karavezir lakaplı Seyyid Mehmet PaÅŸa da memleketi olan GülÅŸehir’de (Arapsun) önemli eserler bırakmış olan bir Osmanlı sadrazamıdır. Ancak, sadrazamlığının ilk yıllarında hayatını kaybettiÄŸi için, baÅŸlattığı imar faaliyetleri yarıda kalmıştır.
Kapadokya’nın Müslüman Türk toplumlara ev sahipliÄŸi yaptığı dönemde iki kiÅŸi vardır ki, hem bölgenin hem de genel olarak toplumun ve devletin kaderi üzerinde etkili olmuÅŸlardır. Bunlardan biri Hacı BektaÅŸ-ı Veli, diÄŸeri Osmanlı Devleti’nin Lale Devri Sadrazamı Damat İbrahim PaÅŸa’dır.

 

Hacı Bektaş-ı Veli ve Bektaşilik
HacıbektaÅŸ ilçesi, Anadolu İslamı üzerinde derin izler bırakmış büyük bir mutasavvıfın XIII. yüzyılda gelip yerleÅŸtiÄŸi önemli bir inanç merkezidir. Bugün, ‘BektaÅŸilik’ adı verilen bu İslam kültürünün baÅŸlangıcı Hacı BektaÅŸ-ı Veli’ye dayanır.
XIII. yüzyılda bilim ve tefekkür merkezi Horasan’da yetiÅŸmiÅŸ olan Hacı BektaÅŸ Veli ünlü bir Türk-İslam düşünürü Hoca Ahmet Yesevi’nin öğrencisidir. 1270 yılında Horasan’dan Anadolu’ya gelmiÅŸtir. Hacı BektaÅŸ-ı Veli’nin Anadolu’ya geliÅŸi Anadolu Selçuklu Devleti’nde siyasi ve ekonomik düzenin bozulduÄŸu, yönetimde parçalanmaların yaÅŸandığı bir döneme rastlar. Anadolu’yu dolaÅŸtıktan sonra Suluca Karahöyük’ü (Hacım Köyü) bir İslam öğreti merkezi haline getiren Hacı BektaÅŸ-ı Veli burada çok sayıda öğrenci yetiÅŸtirmiÅŸ, Türk-İslam birliÄŸinin saÄŸlanmasında önemli bir rol oynamıştır. Özellikle Osmanlı sarayı çevrelerinde ve Yeniçeri ordusu üzerinde BektaÅŸi öğretilerinin etkisi büyüktür. Daha sonra deÄŸiÅŸik siyasi kaygılar ve kavgalar bu iliÅŸkinin sona ermesine, hatta tersine dönmesine neden olmuÅŸtur. Hacı BektaÅŸ-ı ilçesinde bu dini öğretiden geriye pek çok yapı kalmıştır. Bir kısmı HacıbektaÅŸ ilçesinde, bir kısmı da ilçe dışında olan bu eserler arasında en önemlisi, içinde Hacı BektaÅŸ-ı Veli ve diÄŸer din büyüklerine ait türbelerin de yer aldığı külliyedir.
Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi (Pir Evi):
Külliye, eski Türk saraylarında da gözlenen üç avlulu bir yerleÅŸim düzenine sahiptir. Külliyenin birimleri sahip oldukları fonksiyonlara uygun biçimde bu avluların çevresine yerleÅŸtirilmiÅŸlerdir. Her fonksiyon için bir birim düşünülmüştür. BektaÅŸiliÄŸe uygun terminolojiyle bu birimler “mihman evi, at evi, ekmek evi” ÅŸeklinde adlandırılırlar.
Her birinin içinde farklı eserler bulunan avlulardan ilki Nadar Avlusu’dur. Buraya Osmanlı klasik mimari üslubunu yansıtan Çatal Kapı’dan girilir. Külliyenin önemli eserlerinden biri olan Üçler ÇeÅŸmesi birinci avludadır.
İkinci avlu, giriÅŸi Üçler Kapısı’ndm saÄŸlanan Dergah Avlusu’(Meydan Avlusu)dur. Bu avluda Aslanlı ÇeÅŸme, konukevi, aÅŸ evi ve mescit bulunmaktadır. Avlunun ortasında Meydan Havuzu bulunmaktadır.
Üçüncü avlu, Altılar Kapısı’ndan girilen Hazret Avlusu (Huzur Avlusu)’dur. Külliyenin kutsallık bakımından en önemli birimi burasıdır. Üçüncü avlunun en önemli yapısı Hacı BektaÅŸ-ı Veli tarafından XIV. yüzyılda yaptırılmış olan Kızılca Halvet (Çilehane)’ tir. Hazret Avlusu’nda bulunan diÄŸer eserler Hacı BektaÅŸ-ı Veli’nin türbesi, Güvenç Abdal Kümbeti, Resul Bali Kümbeti, Kırklar Meydanı ve Balım Sultan Kümbeti’dir. Balım Sultan Kümbeti ÅžehsuvaroÄŸlu Ali Bey tarafından 1519′da yaptırılmıştır. Selçuklu kümbet geleneÄŸini sürdüren kümbet Anadolu’da türünün son örneÄŸidir.”
Külliye içinde yer alan diÄŸer yapılar çeÅŸitli dönemlerde Osmanlı sultanları tarafından eklenmiÅŸtir. 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılması kararı alındığında, Hacı BektaÅŸ-ı Veli Külliyesi de kapatılmış içindeki eserler Ankara Etnografya Müzesi’ne taşınmıştır. Külliye 1958 yılında baÅŸlatılan restorasyon çalışmalarının ardından 1964 yılında Milli Müze haline getirilmiÅŸtir. Ankara’ya taşınan eserler geri getirilerek burada sergilenmeye baÅŸlamıştır.
Bektaş Efendi Türbesi:
Üzerindeki kitabeden 1603 yılında öldüğü anlaşılan BektaÅŸ-ı Efendi’ye ait bir türbedir. GiriÅŸ bölümü ve sandukaların bulunduÄŸu kısım olmak üzere iki bölümden oluÅŸmaktadır.
Balım Evi (Kadıncık Ana Evi):
HacıbektaÅŸ’ın en eski yapılarından biri olan ev üç odalıdır. Birinci odanın sol tarafındaki eÄŸri duvarın, yıkılmak üzere iken Hacı BektaÅŸ-ı Veli tarafından dokunularak durdurulduÄŸuna inanılır. GiriÅŸte, Kadıncık Ana’nın içinde gizlendiÄŸi tandır yeri bulunmaktadır.
Suluca Karahöyük:
HacıbektaÅŸ ilçesinin kuzeyinde, üzeri çam aÄŸaçlarıyla örtülü bir tepedir. Hacı BektaÅŸ-ı Veli’nin Horasan’dan Suluca Karahöyük’e bir güvercin olarak indiÄŸine ve burada ilk müritleri ile toplantı yaptığına inanılır. Höyükte yapılan arkeolojik kazılarda ilk çaÄŸ medeniyetlerine ait eserler ortaya çıkarılmıştır.
BeÅŸtaÅŸlar:
Bunlar, HacıbektaÅŸ’a beÅŸ kilometre uzaklıkta yer alan beÅŸ adet dik kayadır. BektaÅŸi kültüründe bu taÅŸların yürüdüğüne, konuÅŸup ÅŸahitlik yaptığına inanılır.
Cuma Camii:
Kitabesinden 1519′da DulkadiroÄŸulları Beyi ÅžehsuvaroÄŸlu Ali Bey tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Hoca Fakih Çeşmesi:
Cuma Camii’nin ön tarafındadır. 1782′de yapılmıştır.
Savat Pınarı:
Kesme taştan yapılmış bronz oluklu bir çeşmedir. Biri 1803, diğeri 1895 yıllarını gösteren iki kitabesi vardır.
Akpınar Çeşmesi:
Kadıncık Ana Evi’nin alt kısmındadır. Üzerinde 1725 tarihinde tamir edildiÄŸini gösteren bir kitabesi vardır.
Çilehane:
Hacıbektaş ilçesinin yakınında meyilli bir tepe üzerinde küçük bir mağaradır. Delikli Taş da denen bu mekanın mistik yönü çok sayıda ziyaretçi çeker.

 

Damat İbrahim Paşa ve Dönemi
1662′de MuÅŸkara’da (NevÅŸehir) doÄŸan Damat İbrahim PaÅŸa 1688 yılında İstanbul’a yerleÅŸmiÅŸ ve akrabalarından birinin aracılığı ile çalışmaya baÅŸladığı sarayda Veliaht Åžehzade III. Ahmet’in yanında yavaÅŸ yavaÅŸ yükselmiÅŸ, III. Ahmet’in padiÅŸahlığı döneminde önce Mora sonra NiÅŸ defterdarlığına atanmıştır. PadiÅŸah’ın kızı Fatma Sultan ile evlenerek Osmanlı Sarayı’na damat olmuÅŸtur.
1718′de imzalanan Pasarofça AnlaÅŸması’ndan sonra vezir olan ve devletin siyasetini yönlendirmeye baÅŸlayan Damat İbrahim PaÅŸa sadrazamlığa kadar yükselir. Sadaretinde Osmanlı toplumu yeniliklerle tanışmıştır. Lale Devri olarak adlandırılan bu yıllar barış, sefahat ve yenilikler devri olarak tarihe geçer. Edebiyat, ÅŸiir ve müzik en parlak dönemini Lale Devri’nde yaÅŸamıştır.
Osmanlı Devleti’nde yaklaşık on üç yıl vezirlik yapan Damat İbrahim PaÅŸa’nın yönetiminde iki unsur öne çıkmıştır: Devletin mali gücünü artırma gayreti ve yenileÅŸme. Batı ile iliÅŸkilerin geliÅŸtirilmesi, matbaanın, kağıt ve çini fabrikalarının ilk defa Osmanlı topraklarında kuruluÅŸu, yeni bir ordu kurma giriÅŸimi, imar faaliyetlerine azami ölçüde önem verilmiÅŸ olması yenileÅŸme hamlesinin boyutunu göstermektedir. İbrahim PaÅŸa zamanında bir çok ÅŸehir bayındırlık eserleriyle donatılmıştır. NevÅŸehir İbrahim PaÅŸa’nın memleketi olması dolayısıyla bu eserlerden nasibini fazlasıyla almıştır. Sarayın Mimarbaşı Mehmed AÄŸa imar iÅŸlerine nezaret etmek üzere NevÅŸehir’de görevlendirilmiÅŸ, mimari eserlerin kitabeleri devrin büyük ÅŸairleri Nedim ve Seyit Vehbi gibi kiÅŸiler tarafından yazılmıştır. Medrese bölgede önemli bir ilim merkezi haline gelmiÅŸtir. Ürgüp’te oturan Kadı NevÅŸehir’de ikamet ettirilmiÅŸ, mahkeme iÅŸleri burada görülmeye baÅŸlanmıştır. NevÅŸehir’de oturanlardan vergi alınmamış, dış göçe izin verilmeyerek nüfus artırılmaya çalışılmıştır. Ürgüp’ün ikinci planda kalarak maÄŸdur olmasını önlemek için bu ÅŸehre de sebiller, binalar ve çeÅŸmeler yaptırılmıştır.
Ancak, Lale Devri aynı zamanda siyasal ve toplumsal çalkantıların baÅŸladığı, o dönemlere kadar fetihlerle geniÅŸ bir alana yayılmış olan imparatorluÄŸun toprak kayıplarına uÄŸradığı bir devirdir. Osmanlı Devleti’nin tarih boyunca sürekli mücadele ettiÄŸi İran’ın hükümdarı Nadir Åžah’ın Kafkasya ve DoÄŸu İran’ı geri almasıyla İbrahim PaÅŸa’ya karşı da güçlü bir muhalefet oluÅŸmaya baÅŸlamıştır. 1730′da patlak veren Patrona Halil isyanı ile ıslahatlar ve imar faaliyetleri son bulmuÅŸtur. Bu olay, Damat İbrahim PaÅŸa’nın hayatına mal olurken Sultan III. Ahmet’i tahtından etmiÅŸtir. Damat İbrahim PaÅŸa isyancılar tarafından İstanbul At Meydanı’nda asıldıktan sonra cesedi at kuyruÄŸuna baÄŸlanarak sokaklarda sürüklenmiÅŸtir.
Kapadokya’da Müslüman-Türk Eserleri
Anadolu Selçuklu Devleti ve Beylikler Dönemi’nden Kalan Önemli Eserler
Taşkın Paşa Külliyesi (Ürgüp):
Kapadokya’da Türk devri yapılarının örneklerinden biri Ürgüp’ün 18 km güney batısındaki Damsa köyünde bir cami ve medrese ile iki türbeden oluÅŸan TaÅŸkın PaÅŸa Külliyesi’ne ait kalıntılardır. Bu yapıların Selçuklu sultanlarından II. Kılıçarslan’m oÄŸlu TaÅŸkın PaÅŸa tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. KaramanoÄŸulları’na özgü taÅŸ işçiliÄŸinin seçkin örneklerini veren bu yapılar topluluÄŸunun en tanınmış eseri, taç kapısı, oldukça iyi durumda günümüze ulaÅŸabilmiÅŸ olan TaÅŸkın PaÅŸa Sarayı’dır. Taç kapıdaki kitabe yeri boÅŸ olmakla birlikte, 1350 tarihli bir vakfiyede adı geçen eser, bu tarihten önce yapılmış olmalıdır. Çerçeve bordürlerinde geometrik kompozisyonların ağır bastığı süslemeler, birçok yönden XIII. yüzyıl Selçuklu taÅŸ işçiliÄŸini hatırlatır.
Bir avlu içinde yer alan cami, Taç kapının üst pervazındaki kitabenin eksik olması nedeniyle tarihlendirilememektedir. Caminin bugün Ankara Etnografya Müzesi’nde bulunan ahÅŸap mihrabı Anadolu’daki tek örnektir. Ceviz aÄŸacından yapılan üç buçuk metre yüksekliÄŸindeki yazı ÅŸeridi, geometrik kompozisyonları ve bitkisel süslemeleriyle benzersizdir. Sanatçısı bilinmeyen eser XIV. yüzyıla tarihlendirilir. Caminin minberi de Ankara Etnografya Müzesi’ne taşınmıştır.
Külliye avlusundaki diÄŸer yapılardan Sekizgen Türbe’nin kitabesi bulunmamakla birlikte 1342 yılında yapıldığı düşünülmektedir. İçten kubbeli, dıştan piramit çatılıdır. Altıgen Türbe caminin kuzeyindedir. XIV. yüzyıla tarih lenmekted ir. İçi kubbeli olan yapıda İlyas Bey, Hızır Bey ve Hasan Bey adlı kiÅŸilerin yazıtlı, mermerli sandukaları bulunmaktadır.
Medrese, camiye üç km. uzaklıktadır. Kitabesi yoktur ama 1350 tarihli vakfiyede adı geçmektedir. AraÅŸtırmalar buranın aslında bir saray olduÄŸunu ortaya çıkarmıştır. Camiden uzak olması, yeÅŸil vadiye bakan büyük odalarının bulunması bunu doÄŸrulamaktadır. Keyhüsrev Camii de Selçuklu Dönemi’nde yapılmış, XIII. yüzyıla ait bir yapıdır.
Kadınlar Kalesi (Ürgüp):
Selçuklular’ın savaÅŸ zamanında kadınların ve çocukların sığınması için kullandıkları bir kaledir. Kaçış için kullanmak amacıyla Damsa Nehri’nin aÅŸağısına uzun bir tünelle baÄŸlanmıştır. Erozyon nedeniyle kalenin önemli bir kısmı göçmüştür.
Altı Kapı Türbesi ve Temenni Türbesi:
Altı Kapı Türbesi, Selçuklular Dönemi’nde kimliÄŸi bilinmeyen bir komutanın eÅŸi ve çocukları için yapılmıştır. Altı penceresi bulunmaktadır.
Temenni Türbesi 1268 yılında Nükreddin Kılıçarslan için Vecihi Paşa tarafından yapılmış bir anıt mezardır.
Saruhan (Avanos):
Kapalı ve avlulu kısımlardan oluşan Saruhan olağanüstü zengin süslemeleri olan bir Selçuklu eseridir. Sultan II. İzzeddin Keykavus zamanında yapılmıştır. İki kilometre karelik bir alanı kaplayan bu eserin taçkapısı zengin süslemeleriyle dikkati çeker. Ön ve yan yüzleri daha çok geometrik şekillerin ağır bastığı kompozisyonlarla bezenmiş, süslemeler girişte de devam etmiştir. Saruhan çift renkli taşlarla bezenmiş olup, taşlarda sarı renk hakimdir.
Alaeddin Camii (Avanos):
I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiÄŸi için özelliklerini kaybetmiÅŸ parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. GüneydoÄŸu köşesindeki minare ise 1950′de ilâve edilmiÅŸtir.

 

Kızılkaya Camii (Gülşehir):
Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan GülÅŸehir’deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara raÄŸmen özgünlüğünü koruyabilmiÅŸ olan bu küçük yapı üç neflidir.
Taş Cami (Gülşehir):
Tuzköy’deki bu caminin kitabesi olmadığından hangi tarihte yapıldığı tespit edilememektedir. Enlemesine bir plana sahiptir.

 

Osmanlı Dönemi’nden Kalan Eserler
Osmanlı Döneminde Damat İbrahim PaÅŸa ile birlikte NevÅŸehir’in yıldızı parlamıştır. Damat İbrahim PaÅŸa, NevÅŸehir’i Anadolu’da önemli bir müslüman kenti haline getirmek için giriÅŸimlerde bulunmuÅŸtur. NevÅŸehir Kalesi, Damat İbrahim PaÅŸa Külliyesi, Kaya Camii, birçok çeÅŸme, GülÅŸehir’deki Karavezir Külliyesi, Aşçıbaşı Camii, Avanos’taki Ulu Cami bu eserlerin bir kısmıdır. O dönemde NevÅŸehir sınırları içerisinde bulunan ancak bugün baÅŸka il sınırları içindeki yerleÅŸim yerlerinde de Damat İbrahim PaÅŸa’nın eserlerini görmek mümkündür.
NevÅŸehir Kalesi:
Nevşehir Kalesi, Selçuklular döneminde yapılmış, Damat İbrahim Paşa tarafından kule ve burçlarla sağlamlaştırılarak restore edilmiştir.
Åžehrin güney batısındaki yüksek tepeye inÅŸa edilmiÅŸ olan kale, burçlarla desteklenmiÅŸtir. Ovaya hâkim bir savunma tesisi olan kalenin gövde duvarları kabaca yontulmuÅŸ taÅŸlarla oldukça düzgün bir örgüye sahiptir. Kalenin, Damat İbrahim PaÅŸa tarafından tamir ettirildiÄŸini gösterir bir kitabesi vardır. Restorasyonla birlikte muhafız kadrosu takviye edilmiÅŸ, İstanbul’dan getirilen toplarla tesisin iÅŸlevi arttırılmıştır.

 

Damat İbrahim Paşa Külliyesi:
XVIII. yüzyılda Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılan külliye100 cami, medrese, kütüphane, hamam, imaret (aşevi) ve sübyan mektebinden oluşan bir yapılar topluluğudur. 1718-1730 arasında tamamlanan ve farklı fonksiyonlar taşıyan yapılar, şehri canlı bir kültür alanı haline getirmiştir. Topografyanın elverdiği ölçüde bazen simetrik bir düzen bazen de farklı açılara göre yerleştirilen yapılar içinde en önemlisi, oldukça geniş bir dış avlunun orta kesiminde yer alan Kurşunlu camidir.
KurÅŸunlu Cami, avlu kuzey giriÅŸindeki Lale Devri’nin ünlü ÅŸairi Nedim’in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim PaÅŸa’yı tanıtmaktadır. Lale Devri’nin mimari ve motifleriyle süslenmiÅŸ olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul’dan getirtilmiÅŸ olup dönemin İstanbul’daki örneklerine yakın bir zerafetle inÅŸa edilmiÅŸtir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet AÄŸa’dır.
Külliye içinde yer alan medrese, bugün kütüphane olarak kullanılmaktadır. Kütüphane yazma eserler bakımından zengindir. Toplam 9 binden fazla yazmanın yer aldığı koleksiyon içinde bizzat Damat İbrahim PaÅŸa’nın hediye ettiÄŸi 187 cilt kitap yanında büyük boy üç Kur’an, minyatürlü “Külliyat-ı Sadi” ve Hafız Osman hattı bir “Åžifa-i Åžerif yer almaktadır. Zamanının ünlü müderrislerinin ders verdiÄŸi önemli bir eÄŸitim kurumu olan medresenin yapım tarihi 1726′dır.
Hamam, 1943 yılında bir restorasyon geçirmiştir. Halen kullanılmaktadır.
Kütüphane, 18. yüzyılda bir medresenin ihtiyacını karşılayacak donanımdadır. İbrahim PaÅŸa, sahaflardan Avrupa’ya intikalini önlemek için satın aldığı el yazmalarını bu kütüphaneye kaydettirmiÅŸtir. Türkiye’nin baÅŸka hiçbir yerinde bulunmayan deÄŸerli el yazması kitaplar bugün Milli Kütüphane ve İstanbul’daki Türk İslam Müzesi’nde koruma altındadır. Basma eserler Damat İbrahim PaÅŸa Kütüphanesi’ndedir.
Kaya Camii: 1715 yılında Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Basık kemerli avlu kapısında mermer bir levha üzerine işlenmiş kitabenin metni şair Dürrî tarafından yazılmıştır. Bir dış avlunun ortasındaki yapı, üç bölümlü son cemaat yeri ve tek kubbenin örttüğü bir kare mekândan oluşur. Cami, XIII. yüzyıl İstanbul camilerindeki plastik özellikleri yansıtır. Taş süslemelerde görülen Batılılaşma belirtileri yanında, avlu kapısı üzerine işlenmiş bir lale motifi, bu çiçeğin adıyla anılan dönemi simgelemesi bakımından ilginçtir.
ÇeÅŸmeler: Külliyeye baÄŸlı olarak yaptırılanlardan baÅŸka, ÅŸehrin farklı kesimlerinde de Damat İbrahim PaÅŸa tarafından yaptırılan sokak çeÅŸmeleri bulunmaktadır. OrduoÄŸlu ÇeÅŸmesi, Tavukçu ÇeÅŸmesi, BekoloÄŸlu ÇeÅŸmesi ve Çekiç ÇeÅŸmesi İbrahim PaÅŸa’nın adının anıldığı kitabeleriyle dikkat çeken 1726-27 tarihli yapılardır.
Karavezir Külliyesi (Gülşehir): Gösterişli bir yapıya sahip olan Karavezir Külliyesi bir cami ve bir medreseden oluşur. Giriş kapısı üzerindeki kitabeye göre 1779 tarihinde Seyyid Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Caminin batısında yer alan düzgün kesme taşlarla oldukça sağlam bir durumda günümüze ulaşmış olan medrese de, 1780 tarihinde Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliyenin bir parçası sayılan Başçeşme, yan kanatlardan alçak seviyedeki duvarlara bağlanmakla birlikte bir meydan çeşmesi niteliğindedir. 1779 tarihi düşülen kitabesiyle geç devir Osmanlı mimarisinin güzel örneklerindendir.
GülÅŸehir’deki diÄŸer çeÅŸmeler, Beyler ÇeÅŸmesi, Bayraktar ÇeÅŸmesi ve Sipahi ÇeÅŸmesi ‘dir. Kitabelerinde 1779 tarihi okunan bu eserler, daha küçük ölçülü duvar çeÅŸmesi formunda tasarlanmış örneklerdir.
Aşçıbaşı Camii (GülÅŸehir): GiriÅŸin üstündeki kitabeye göre sarayda aşçıbaşı olan Süleyman AÄŸa tarafından 1715′te yaptırılmıştır. Uzun dikdörtgen planlı bir camidir.
Ulu Cami (Avanos): XVIII. yüzyıla ait bir Osmanlı eseridir. Enlemesine dikdörtgen planlı yapıya, toprak seviyesinden merdivenlerle inilir. Yeraltı Camii olarak da bilinir.
Beylik Hanı: 1726 yılında Damat İbrahim Paşa yaptırmıştır. Bu yapıdan günümüze kayalara oyulan ahırlar ve üç bölümlü kemerli bir oda sağlam kalmıştır.
Kapadokya’da Turizm ve Turistik DeÄŸerler
Müzeler
Kapadokya’da NevÅŸehir Müzesi, Ürgüp Müzesi ve Hacı BektaÅŸ Müzesi olmak üzere toplam üç müze bulunmaktadır. Göreme Açık Hava Müzesi, Milli Park statüsündedir.
NevÅŸehir Müzesi, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 1966 yılında aldığı kararla kurulmuÅŸtur. Damat İbrahim PaÅŸa Külliyesi’nin bir parçası olan AÅŸevi, Sübyan Mektebi, müze olarak kullanılmak üzere restore edilmiÅŸtir. Restorasyon, tanzim ve teÅŸhir iÅŸleri tamamlandıktan sonra 1967 yılında Damat İbrahim PaÅŸa Arkeoloji ve Etnografya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Müzenin kurulmasıyla yıllardan beri ihmal edilen Ören yerlerinin çevre düzeni, kiliselerin restorasyon ve konservasyonu ile yeraltı ÅŸehirlerinin temizlenmesi ve ışıklandırılması gündeme gelmiÅŸtir.
Müze, 1987 yılında şimdiki Kültür Sitesi bünyesindeki yerine taşınmıştır. Müzede arkeolojik ve etnografık olmak üzere iki teşhir salonu mevcuttur.

 

Son Eser Sayımına Göre NevÅŸehir Müzesi’nde Bulunanlar

Arkeolojik

3263

Etnografık

3214

Sikke

7789

Tablet

2

Mühür ve mühür baskısı

93

Arşiv vesikası

24

El yazması kitap

89

Toplam

14.208

 

Doğal ve Tarihi Ören Yerleri
Göreme Açık Hava Müzesi: Tokalı Kilise, Kızlar (Rahibeler) Manastırı, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Aziz Basil Åžapeli, Azize Barbara Åžapeli, Yılanlı Kilise (Aziz Onuphrius Kilisesi), Azize Catherine Kilisesi, Kılıçlar Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi, Aziz Eustathius Kilisesi, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise, El-Nazar Kilisesi, Kadir DurmuÅŸ Kilisesi, Yusuf Koç Kilisesi, Yamanlı Kilise ve Saklı Kilise’dir.
Uçhisar Kalesi:
NevÅŸehir-Ürgüp karayolu üzerindedir. Birbirinden farklı üç giriÅŸ salonda birleÅŸir. Kale’den bütün Göreme Vadisi görülebilir.
Kızılçukur Vadisi:
Jeolojik oluşumu ile dikkat çeker. Gün batımına doğru doğal bir kızıllığa bürünür.

 

Ortahisar:
NevÅŸehir-Ürgüp_ karayolu üzerindedir. Ortahisar Kalesi hem stratejik amaçlarla hem de yerleÅŸim amacıyla kullanılmıştır. Kale eteklerinde yörenin sivil mimari örnekleri bulunmaktadır. Ortahisar Vadisi’nde bulunan kilise ve manastırlar ÅŸunlardır: Üzümlü Kilise, Sarıca Kilise, Cambazlı Kilise, TavÅŸanlı Kilise, Balkan Deresi Kilisesi, Hallaç Dere Manastırı. Ayrıca Ortahisar Vadisi yamaçlarına oyulan soÄŸuk hava depolarında bölgede yetiÅŸen patates, elma ve Akdeniz yöresinden getirilen narenciye ürünleri saklanmaktadır.
Zelve :
Göreme-Avanos karayolundan 2 km. içeride olan ve üç vadiden oluÅŸan Zelve, peribacalarının en yoÄŸun olduÄŸu yerdir. Suyun, aşınmanın ve kaya çökmelerinin meydana getirdiÄŸi doÄŸal vadiler ve bunları çevreleyen dik kayalara oyulmuÅŸ kaya evleri Kapadokya’nın en ilginç yerlerindendir. Hıristiyanların önemli dini merkezlerinden biridir. Zelve’deki en önemli kiliseler Üzümlü Kilise, Balıklı Kilise, Haçlı Kilise ve Geyikli Kilise’dir. Yakın zamanlara kadar yöre insanının yaÅŸamaya devam ettiÄŸi ilk vadide taÅŸtan yapılmış ve eklemelerinde beton kullanılmış bir cami bulunmaktadır. Zelve’nin en önemli özelliklerinden biri de kaya evlerin satıhlarında yer alan güvercinliklerdir.
Paşabağları:
Zelve yakınındaki bir baÅŸka ören yeri peribacalarının bütün örneklerinin mevcut olduÄŸu PaÅŸabaÄŸları’dır. Eskiden Rahipler Vadisi olarak bilinen bu alan Bizans döneminde tecrit edilmiÅŸ bir hayatı tercih eden keÅŸiÅŸlerin barınma yeri olmuÅŸtur. Peribacalarından birinin içinde önemli keÅŸiÅŸlerden biri olan Aziz Simeon adına yapılmış bir ÅŸapel bulunmaktadır
Çavuşin:
Göreme-Avanos yolu üzerindedir. Eski bir yerleÅŸim olan ÇavuÅŸin’de yöre taÅŸlarından yapılmış, kayalara oyulmuÅŸ evler köye farklı bir mimari kazandırmaktadır. Ancak, evlerin üzerine kayaların düşmesi nedeniyle bugün kimse yaÅŸamamaktadır. ÇavuÅŸin’de Vaftizci Yahya Kilisesi, Güllüdere Kilisesi ve Büyük Güvercinlik Kilisesi (ÇavuÅŸin Kilisesi olarak da bilinir) bulunmaktadır.
Açıksaray Harabeleri :
NevÅŸehir-GülÅŸehir yolu üzerindedir. Tüf kayalar içine oyulmuÅŸ mekanlarıyla yaklaşık 1 km2‘lik bir alana yayılmış büyük bir komplekstir. Aziz Jean Kilisesi peribacası içine oyulmuÅŸ yapılardan biridir. Açıksaray bölgede eÅŸi olmayan mantar ÅŸeklindeki peribacası ile ünlüdür.
Civelek Mağarası:
GülÅŸehir’in 4 km. doÄŸusunda yer alan maÄŸara bölgenin en eski yerleÅŸimidir. Gürlek Tepe olarak adlandırılan bir tepenin üzerinde bulunan maÄŸaraya 14 metre uzunluÄŸunda aÅŸağıya doÄŸru uzanan bir galeri vasıtasıyla inilebilmektedir.
Ürgüp:
Tarih boyunca Kapadokya’nın en önemli merkezlerinden biri olan Ürgüp’te tespit edilen en eski yerleÅŸim antik adı Tomisson olan Damsa Çayı yakınındaki Avla Dağı’ndadır. Ürgüp civarında daha geç dönemlere ait en önemli kalıntılar Roma Dönemi’ne ait kaya mezarlardır. Bizans Dönemi’nde önemli bir dini merkez olan Ürgüp, Selçuklular Dönemi’nde en önemli iki ÅŸehre (Konya ve NiÄŸde) açılan bir kale konumundadır.
Ürgüp Müzesi’ne baÄŸlı ören yerleri:
Mustafa PaÅŸa (Sinesos) Aiios Vasilios Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri, YeÅŸilöz Kilisesi (Aziz Theodore) ve Pancarlık Kilisesi’dir.

 

Hacı BektaÅŸ-ı Veli Kültür Müzesi ‘ne baÄŸlı ören yerleri:
Suluca Karacahöyük-Hacıbektaş, İlicek Höyük, Kayaaltı Höyük, Abdal Kalesi, Kızılöz Çiftliği, Kalehöyük.
Yeraltı ÅŸehirlerine İlk ÇaÄŸ Medeniyetleri ile ilgili bölümde yer verilmiÅŸtir. Kapadokya’nın en önemli tarihi-kültürel eserleri olan yeraltı ÅŸehirleri bugün bölge turizminin hizmetindedir.

 

Geleneksel Mimari
Kapadokya’da doÄŸal yapı, çevre koÅŸulları, savaÅŸ ve iÅŸgaller sonucu oldukça özgün bir konut mimarisi ortaya çıkmıştır. Mimari öğeler, doÄŸal konumun uzantısı gibidir. En kısa ifadesiyle ister insan eliyle ÅŸekillendirilmiÅŸ olsun, ister hiçbir iÅŸleme tabi tutulmasın Kapadokya’da taÅŸ, meskendir.
Bu volkanik bölgede taşın bol, ağacın az olması halkı taş mimariye yöneltmiştir. Yeraltı şehirleri en özgün mimari unsurlardır. Yöresel jeolojik malzeme olan tüfün kolayca işlenebilen bir madde olması nedeniyle dağ, tepe yamaçları, peri bacaları oyularak ev biçimine sokulmuştur. Yamaçlara, kayalara ev yapma geleneği bazı yörelerde hâlâ devam etmektedir. Eski mağaralar, kaya evlerinin önemli kısmı bugün limonluk, şaraphane, kiler ya da turistik tesis (otel, lokanta, bar-disko) olarak kullanılmaktadır.
Kapadokya’nın özgün konut mimarisi örneklerine Ürgüp, Ortahisar, Uçhisar, Göreme, ÇavuÅŸin ve Avanos’ta rastlanmaktadır. Geleneksel konut türleri “oyma”, “yarı oyma-yarı yığma” ve “yığma” olmak üzere çeÅŸitlenir. TaÅŸ evlerin içi yazın serin kışın ılıktır. Yangın ve depreme karşı dayanıklıdır. Bugün koruma altına alınan veya turistik tesis olarak kullanılan taÅŸtan oyma evler, modern maÄŸara görünümündedir. İçerisinde her türlü donanıma sahip olan yapılardaki odaları emsallerinden ayıran, yöresel mimaridir. Ürgüp’te bulunan Esbelli Evi, Ürgüp Evi gibi otel olarak hizmet veren yapılar, bu mimarinin uluslararası üne sahip örnekleridir.
TaÅŸ, en önemli yapı gerecidir ve tümüyle yöreden saÄŸlanmaktadır. “Yontu taşı” denen yöresel taÅŸ türü beyaz, bej, açık kahverengi tonlarda kolay iÅŸlenebilen bir taÅŸtır. “Kavak kepezi” denen taÅŸ türü serttir, özel çekiç veya kalemle düzeltilir. “Yapraklı seki taşı” sarıdır, oldukça serttir, özel çekiçle düzeltilir. “Sulusaray taşı” yumuÅŸak bir taÅŸ türüdür, beyaz renklidir. Bu taÅŸ, ısıyı koruduÄŸundan yapıların iç bölmelerinde kullanılır. Belli boyutlarda iÅŸlenen taÅŸlar yapıların revaklı ön yüzlerinde geometrik bir düzen içinde kullanılarak devinimli bir görünüm elde edilir.
Yöre aÄŸaçsız olduÄŸu için ahÅŸap süsleme azdır. Yüklükler perdeyle örtülür. Tüm kapılar eÅŸiklidir. Bunların bezemeleri yerine göre deÄŸiÅŸmektedir. Kemerli olan dış kapılar daha süslüdür. Evlerin iç düzenini de ihtiyaçlar ve yaÅŸam biçimi belirlemiÅŸtir. Konut içi yaÅŸamın büyük bölümü etrafı yüksek duvarlarla çevrili olan “hayat” denen avluda geçer. Ahır, ambar, samanlık, tandırevi ve yer odası buraya açılır. Yer odası çok iÅŸlevlidir. Ailenin yemek yeme, oturma hatta yatma ihtiyacı bu odada karşılanır.

 

Göreme Milli Parkı
Göreme Milli Parkı’nın Statüsü
Uluslararası kültür mirası sayılan bu bölgelerdeki bazı yerleri çevreleriyle beraber korumak, milli park sistemi ile gerçekleÅŸmektedir. NevÅŸehir-Avanos-Ürgüp arasında kalan 9.572 hektarlık alanı kaplayan Göreme Milli Parkı, Türkiye’nin orman rejimi dışında ilân edilmiÅŸ tek milli parkıdır. Orman Bakanlığı’nın Milli Parklar Kanunu sadece orman rejimi için düşünülmüş, ancak kanunun ilgili hükmü deÄŸiÅŸtirilerek Göreme, milli park sistemine dahil edilmiÅŸtir. (Bakanlar Kurulu’nun 30.10.1986 tarihli kararıyla). Göreme Milli Parkı, Göreme, ÇavuÅŸin, Uçhisar, Ortahisar, Zelve yerleÅŸimlerini de içine alır.
Peribacaları değişik oluşum dönemleri ve şekilleriyle Milli Park sınırları içinde hemen her yerde görülür. Koniler, sütunlar, kuleler, dikili taşlar, piramitler ve sivri kayalar şeklinde ortaya çıkan bu şekillerin bazıları dağ eteklerine yakın yerlerde, bazıları vadilerin üst kısımlarında öbeklenmişler, bazıları ise birbirinden ayrı olarak yukarı doğru uzanan yekpare taştan yapılmış sütunlar meydana getirmişlerdir.
Orman Bakanlığı Milli Parklar ve Av Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’nce 2001 yılında ihalesi gerçekleÅŸtirilen Göreme Tarihi Milli Parkı Uzun Devreli GeliÅŸim Planı çalışması kapsamında ihaleyi alan ilgili firma tarafından Milli Park alanındaki flora, fauna, jeolojik ve jeomorfolojik yapı ile diÄŸer doÄŸal kaynak deÄŸerlerine ait analitik veri toplama çalışmaları tamamlanmış olup çalışmanın sentez bölümüne geçilmiÅŸtir. Sentez çalışmalarının 2001 yılı sonuna kadar Milli Parklar ve Av Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü Uzun Devreli GeliÅŸim Planı ekibince bitirilmesi öngörülmüştür.