Evlenme Gelenekleri : Yöre evlenmelerinde   görücülük,   başlık,   gelinlik   etme, çokeşlilik gibi geleneksel yöntemler geçerlidir. “gelinlik etmede” yeni gelinler  belirli   bir süre büyüklerinin yanında konuşmaz, kaş göz işaretleriyle  yada   fısıldayarak   anlaşırlar, sofraya oturmazlar. Merkezlerde bırakılan bu   gelenek   kırsal   kesimlerde   geçerliliğini korumaktadır. Gelin belli bir süre doğurmazsa (1-2 yıl) kocası   yeniden    evlenmeye   hak kazanır. Özellikle kırsal kesimlerde doğal olan bu durumlarda gelinde görümcelere katılır. Kocasına yeni bir eş arar. Yakın köylerden beğenilen 14-15 yaşlarındaki yeni eşe “ferik” denir.

     Evlenme çağında oğlu olanlar için nişan, düğün törenleri, hamamlar kız beğenilecek yer arasındadır. Mucur’da ise bu amaçla ilkbahar, yaz aylarında “köme” denilen kır   gezisine çıkılır.  Buralarda beğenilen kızlar, bir bahaneyle oğlana da gösterilip,   görüşü    alındıktan sonra görücü gidilir.

     İlk görüşmeden sonra ailenin yada çevrenin saygınlarından   birkaç   dünür   gider.  Kız istemede tekerlemeye dönüşmüş şu sözler kullanılır. “ Yedik içtik,  ölçüp  biçtik,  gelene niye geldin denilmez, Allah’ın emrine hiç karşı  gelinmez, bizim    buraya   gelişimizin   bir   maksadı vardı, kerimenizi Allah’ın emri peygamberin kavliyle bizim mahduma istemeye geldik. Sen bu işe ne dersin?”  Kız  babası   ya da   evin   büyüklerinden   biri de  danışıp görüşmek için zaman ister.  Kimi yörelerde yanıt olumsuz olursa kızın evde kalması için,  evin   bir    yerine   çivi çakılarak büyü yoluna baş vurulduğu da görülür.

    “küçük şerbet”   denen   söz   kesiminde şerbetler içildikten sonra kolye yada altın takılır. Buna “bellilik etme” denir. Başlık kesilir. Ailenin  durumu  uygunsa  “iki  başın görülmesi” yoluna gidilir. Başlık alınmaz kız evinin tüm harcamaları nişan ve düğünde alacağı eşya ve takı, erkek evince   karşılanır.  Kırsal   kesimde   iki   başın   görülmesi   yanında    başlık    alındığı da   görülmektedir.  Başlık  kararlaştırıldıktan sonra kız evince konuklara ağız denilen şeker, lokum yada şerbet sunulur.

     Nişan kimi zaman 2 aile arasında yapılır.Evlerdeki takı ve yüzük takma işlemine “küçük nişan” denir. Ev dışında “okuntu yeri” denen konuklarında çağrıldığı nişanlar merkezlerde salonlarda yapılır. Nişanlılık döneminde bayramlarda geline armağanlar götürülür. Bu genellikle boyalı koçtur. Gelinin anasından yada kendisinden armağan alınmadan koç verilmez.

     Kiralanan bir okuyucu kadın   konu   komşuyu   düğüne   çağırır.   Düğünler   genellikle perşembe günü başlar, Pazar günü biter.  Düğün   evinin   belli   olması için çatıya bayrak dikilir.  Köylerde  bayrak   direğinin   ucuna   soğan   ve   elma   takılmaktadır.  Kırşehir düğünlerinde davul zurna yanında genellikle köçekte olur. Kadın kılığına girerek keman, saz ve def eşliğinde oynayan erkeğe köçek denirdi. Kentin Bağbaşı mahallesinden tutulan köçeklerle çalgıcılar bir ekip oluşturur. Cuma günü öğleden  önce  gelin, öğleden   sonrada güvey hamamı yapılır. Cumartesi öğle üzeri de kız evi, komşularıyla birlikte düğün   evine “hayırlı olsun a” gider, yemek yenir. Düğün evinin erkek konukları da onları izler,   davul zurna eşliğinde kız evine gidilir, 2 saat kalınır. Dönüşte gündüz kınası yapılır. Bu   törende kına yakılmaz, gelinin yeni giysileri konuklara gösterilir.

      Köçekler kadınların önünde oynar, gelin bahşiş verir, orada bulunanlarda alınlarına para yapıştırır. Gelin, kınacı kızlara akşam yemeği verdikten sonra akşam kınasına geçilir. Konuklar toplanır. Gece köçeklerin oyunu ile başlar. Gelin yeniden giyinir. Kına bir tepsi içinde kırılırken “kına özenmiyor” diye bir söz atılır. Gelin bahşiş verdikten sonra kına sulandırılır. Önde tefçi kadın, arkada gelin, onun ardından da mumlar, kına tepsisini taşıyan kızlar kına türküleri söyleyerek konukların bulunduğu odaya girer.

    Gelin kaynanası armağan verdikten sonra avucunu açar ve kınası yakılır. Eli sarılmadan önce evin bir duvarına basarak iz bırakılır. Sonra konuklara çerez dağıtılır. Tef eşliğinde türküler söylenir, oyunlar oynanır.

    Kimi yörelerde kına gecesi dağıldıktan sonra ana-kız ağıtı yakılır.Yüzü tülbentle örtülen gelin ortaya oturtulur.Anası kız kardeşleri ve akrabaları  “sen  bana  dert  arkadaşıydın, seninle dertleştim. İşlerime şimdi kim bakacak? Hasta olsam  sen  bakardın  bana  şimdi kim bakacak?” gibi sözlerle onu ağlatırlar. Aynı gece kız evinin delikanlıları, oğlan evine baskın yapar. Buna “kayın gitme” denir. Masalar  kurulur.  “dokuz butlu tavuk”  istenir, içkiler içilir. Sabaha doğru “dan pilavı” denilen tavuklu pilav yenildikten sonra herkes dağılır.

     Sabah gelin adayı hazırlanırken gelin bir odaya kapatılır. Yakınlarına “gardaş - emmi dayı yolu” gibi armağanlar alındıktan sonra dışarı çıkılır.  Babası   gelini   kayınbabasına teslim eder. O da “ yengesi”denen gelinin arkadaşı  yada  akrabalarından biriyle gelin arabasına bindirilir. Geçmişte atlı araba, fayton yada yalnız atlılardan oluşan gelin alayının yerini günümüzde otobüs ve minibüsler almıştır. Köylerde alay gömütlük, ziyaret yeri gibi kutsal yerlerden geçerek, kentte tüm çevreyi dolaşarak düğün evine gelinir.

     Arabanın sürücüsü güveyden bahşiş almadan gelinin indirilmesine izin vermez. Güvey gelini koltuğunun altına alarak eve girer. Eşikte cebindeki bozuk paraları ve çerezleri gelinin başına saçar.

     O akşam komşulardan 5-10 genç “güvey başı” yemeğine çağrılır. Hoca dua okuyarak gelin ve güveyi odalarına götüreceği sırada  gençler  güveyi  bir  odaya  kapatır.  Tavuk baklava gibi armağanlar almadan bırakmazlar. Güvey kurtulunca dini nikah kıyılır.