BüyükÅŸehir hayatından bir zaman için ayrılıp Anadolu’ya giden bir gözlemcinin ilk fark edeceÄŸi ÅŸey, buralardaki hızlı deÄŸiÅŸim ve dinamizmdir. Oysa Türkiye’de, genelde büyükÅŸehirler deÄŸiÅŸimin, dinamizmin hızlı ekonomik kalkınmanın, refahın ve her türlü medeni imkanların bulunduÄŸu merkezler olarak gösterilmiÅŸtir. Buna karşılık taÅŸra veya Anadolu ise tutuculuÄŸun, durgunluÄŸun, yoksulluÄŸun ve gayri medeni hayatın simgesi olarak algılanmıştır.

ucretsiz

Son yıllarda Anadolu’da gözlemlenenler bu yapının giderek sarsılmakta ve yepyeni bir yapılanma ve dinamizimin geliÅŸmekte olduÄŸunu ortaya koymaktadır. Hangi toplumsal alanı ele alırsak alalım, Anadolu ÅŸehirlerinde, kasabalarında farklı bir yaklaşımın öne geçtiÄŸi, merkezdekinden deÄŸiÅŸik bir yapılanmanın sivrildiÄŸi, taÅŸra halkının her bakımdan ayaÄŸa kalkmaya çalıştığı gözlenmektedir. Van ÅŸehri de bu deÄŸiÅŸim ve geliÅŸmeden etkilenmekte ve bölge ili olma yolunda hızla ilerlemektedir. Fakat, bu deÄŸiÅŸim, beraberinde bir takım problemler de getirmektedir. Bunlardan bir tanesi, belki de en önemlisi, çevre sorunlarıdır.

DaÄŸlar arasındaki çukur alanlar ve havza tabanındaki ovalar, DoÄŸu Anadolu Bölgesi’nin baÅŸlıca yerleÅŸim sahalarıdır. Bu alanlar iklim, toprak, eÄŸim ÅŸartları ve diÄŸer coÄŸrafik özellikler bakımından çevresindeki yüksek sahalarla kıyaslandığında beÅŸeri ve iktisadi açıdan yerleÅŸime çok daha elveriÅŸlidir. Van Gölü’nün kıyısında kurulmuÅŸ olan Van ÅŸehri, yerleÅŸime uygun özellikler taşıyan Erek Dağının hafif meyilli yamaçlarından göl kıyısına kadar olan Van Ova’sında yayılmıştır. Eski çaÄŸlarda iki tepe üstüne kurulmuÅŸ iken, ÅŸimdi ise Van Åžehir Merkezi Van Ovasına kurulmuÅŸtur.

 

Van ilinin 1720 m. olan yükseltisi, ortalama sıcaklık deÄŸerini düşürmektedir. Türkiye’nin kara içindeki en büyük su kütlesi olan Van Gölü, Van ili ve çevresi için gerçek bir sıcaklık düzenleyicisidir. Bu büyük su kütlesi; soÄŸuk rüzgârları yumuÅŸatmakta, çevresindeki karaya oranla geç ısınıp geç soÄŸuması dolayısıyla da yazları, sıcaklığın düşmesine ve kış aylarında ise nispeten yükselmesini saÄŸlamakta, böylece sıcaklık toplamının büyümesini önlemekte ve kontinentaliteyi azaltıcı etki yapmaktadır. KomÅŸu bölgelerle kıyaslandığında, Van Gölü, kışa biraz daha geç girilmesine, ilkbaharın biraz daha erken gelmesine ve yaz gecelerinin daha yumuÅŸak geçmesini saÄŸlayan en önemli unsurdur.

Van ilinin doğal bitki örtüsü, üç bin yıldan beri bölge insanı tarafından ya tarla açmak ya da satıp ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tahrip edilmiştir. Bundan dolayı, yerleşimin harplar sebebiyle gerilediği yerlerde yerleşim birimlerinden uzak ve dağlık bölgeler hariç hemen hemen orman varlığı kalmamıştır. Mevcut orman artıkları da çalılar, baltalık hatta korulu baltalıklardan ibarettir. Bu ormanlar rutubeti çok sonbahar, karı zengin kış mevsimi ve nemli ilkbahardan sonra yaz ve sonbahar öncesi meydana gelen tesadüfi yaz yağışlarıyla hafifleyen kurak periyodu atlatmaktadır. Bu surede kurak orman karakteri bariz olarak görülür.

ucretsiz
ucretsiz

Bölge florasında Gymnospermae sınıfına ait iki familyadan dört tür bulunurken Angiospermae sınıfına ait 21 familyadan 93 tür oluşturmaktadır. Bunlar normlarına göre 19 adet ağaç türü, 34 adet ağaççık ve 43 adet çalı türü bulunmaktadır. Buralarda genel olarak ağaççık ve çalının hakim olmasının nedeni, vejetasyonun bozkır olması ve insanın baskısının olmasıdır. Bozkır alanlarda ağaçlar ancak nemli vadi tabanlarında ve bozkırla ormanlar arasındaki geçiş bölgelerinde bulunur. Bölgede hakim olan karasal iklim nedeniyle kışın ısınmak için bol ve ucuz enerji gereksinimi daha çok alışıla gelen civardaki ağaçları kesmekle karşılanmaktadır. Bu da ağaç populasyonunu azaltmaktadır. Bunun en bariz şeklinin Gymnospermae sınıfına ait türlerin azlığında görmekteyiz. Gymnospermae sınıfına ait türlere tarih boyunca insanoğlu aşırı bir şekilde yönelmiş ve bu türleri sınırsız bir şekilde kullanmıştır. Buna karşın Gymnospermae sınıfına ait türlerin tek gövdeli olması, dip ve kök sürgünü vermemesi ve adaptasyonun zorluğu da sayı olarak azlığına neden olarak sayılabilir.

Ormansızlığın sebebi, mıntıkanın karasal iklim şartları taşımasına ve ekolojik hassasiyete sahip olmasına bağlanabilir. Öncelikle ormanın yetişmesi için lüzumlu olan ortalama sıcaklığın yaz aylarında (daha doğrusu vejetasyon aylarında) nispeten düşük olması, yaz aylarnın kısa sürmesi, kışların karlı ve şiddetli geçmesi, ormanın yetişme sınırını üstten sınırlamaktadır. Vejetasyon devresine isabet eden yağış ve nispi hava nem miktarının çok düşük olması da, ormanı alttan sınırlamaktadır. Bu suretle ormanın yetişmesi üstten yağış ve alttan yukarıya doğru engellenmesi, mıntıkada orman kuşağının ancak dar bir sahada tutulması imkanını vermektedir.

Ormansızlaşmanın ikinci önemli sebebi ise, devamlı tahripler, gelişigüzel faydalanmalar ve orman içinde yapılan hayvan otlatmalarıdır. Orman içinde yaşayan küçük ve büyükbaş hayvanların uzun süren kışlarda yem ihtiyaçlarını karşılamak üzere, dal ve sürgünlerin kesilerek toplanması ve yemlik olarak istihsali ormanların yok olmasının önemli nedenleridir. Ormanlardan faydalanmanın diğer bir boyutu da yakacak odunların istihsalidir. Bu faktörler birbirini tamamlamak suretiyle ormanın hayatına kastetmişlerdir.

Ormanlar bilhassa (%80) oranında yapraklı aÄŸaç, bunlarda özellikle meÅŸe türlerinden oluÅŸmaktadır. Bu meÅŸelikler Van Gölü’nün güneyinde KavuÅŸÅŸahap DaÄŸları’nın göle bakan kuzey yamaçlarında ve Çatak çevresi vadi yamaçlarında dağınık ve önemli ölçüde tahrip edilmiÅŸ baltalıklar halinde rastlanır. Bu ormanlık alanlarda ardıç Juniperus ssp. ve meÅŸe Quercus ssp. türleri hakim durumdadır. Ayrıca diÅŸbudak, karaaÄŸaç, akçaaÄŸaç, çitlembik, yemiÅŸen alıç, ahlat v.s. yapraklılar da meÅŸe ormanlarına karışan türler olarak bulunur. Akarsu boylarında söğüt ve kavak aÄŸaçları Çatak ve Bahçesaray dereleri ile Adilcevaz çevresinde ceviz aÄŸaçları, göl çevresinde ve adalarda badem (Amygdalus spp.) aÄŸaçları yer yer yoÄŸun olarak bulunmaktadır.

ucretsiz
ucretsiz

Bir ceviz diyarı olan Bahçesaray’da (Müküs) ve Çatak’ta terör nedeniyle hayvancılığın yok olması sonucu halk, geçim sıkıntısı nedeniyle, gelen talep üzerine yöre halkı sahip olduÄŸu ve tomruÄŸu büyük deÄŸer taşıyan ceviz aÄŸaçlarını bir bir kestirmeye baÅŸlamıştı. Ceviz kesimindeki kısıtlamayı bildikleri için de tomruÄŸu cazip cevizler, önce hiç dalı kalmayacak ÅŸekilde iyice budanıyor, ardından da aÄŸaç kurumaya baÅŸlayınca bir tutanak tutulup kesim için düzen hazırlanıyor ve cevizler kesiliyordu. Böylece yörenin bal kadar ekonomik girdi saÄŸlayan ceviz aÄŸaçları tükeniyordu. Bunu önlemek amacıyla bir takım koruma çalışmaları yürütülmektedir.

Bölgenin orman varlığı insanlar tarafından ciddi bir şekilde tahrip edilmiştir. Tahrip edilen bu sahaların otlatılması sebebiyle açık kalmakta, bu da yağış nedeniyle çığa, toprak kaymasına, sellere neden olmaktadır. Bu durum toprak erozyonu tahribatını artırmaktadır. Toprak erozyonu bölgenin önemli çevre sorunlarından olup, son yüzyılda önemli ölçüde artarak büyümektedir. Erozyon, verimli toprakları sürükleyip toprak verimliliğini azaltmasının yanısıra, bölgedeki dereler üzerine kurulan barajların ömrünü de kısaltmaktadır.

OrmansızlaÅŸmanın beraberinde getirdiÄŸi diÄŸer bir sorun da, doÄŸal hayatta bulunan bazı türlerin, yaÅŸam ortamının bozulması nedeniyle yok olmaları veya yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmalarıdır. Aşırı ve bilinçsizce avlanma bu tehlikeli süreci hızlandırmaktadır. ÖrneÄŸin : Bölgedeki bütün derelerde yoÄŸun olarak bulunan Su Samuru (Lutra lutra) ve DaÄŸ Alabalığı”, “Dere Alabalığı”, “Büyük Benekli Alabalık” veya “Anadolu Alabalığı olarak bilinen veya halk tarafından “Çatak Alabalığı olarak adlandırılan Salmo Trutta Macrostigma populasyonunda ciddi azalma görülmektedir.

Bölgenin yaylalarını ve dağ yamaçlarını süsleyen birçok doğal bitki, doğal güzelliklerimiz yanında biyolojik zenginliğimizi ve gen kaynaklarımızı da oluşturur. Bunların bazıları süs bitkisi, bazıları ilaç, bazıları ise baharat veya yiyecek olarak değerlendirilmektedir. Toplanan bu bitkilerin bir kısmı şahsi tüketim için kullanılırken bir kısmı ticaret amacıyla toplanıp pazarlanmaktadır. Uckun (Rehum ribes) ve Çiriş (Eremurus spectabilis Bieb) gibi. Toplanan bu doğal ürünler sebzenin ve meyvenin kıt olduğu dönemlerde yöre insanının gıda gereksinimini karşılamakta, bu da doğal ürünleri yerel ekonomi ve aileler açısından, çok önemli kılmaktadır. Ancak, bu gibi bitkilerimiz doğal ortamların tahribatı ve aşırı söküm nedeniyle nesillerinin tükenmesi gibi tehditlerle karşı karşıyadırlar. Havza, ekolojik değeri yüksek alanlarıyla bitki ve hayvan türleri açısından, oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Ancak turizm ve yerleşim gibi yatırımlar nedeniyle yaban hayatın zenginliği ve türlerin korunması zaman zaman tehlikeye girmektedir.

Van kentinin simgelerinden biri Van Gölü’dür. Van Gölü ÅŸimdiki Nemrut Dağı volkanı’ndan çıkan lavların bir set oluÅŸturarak, Van Gölü çanağı’nın MuÅŸ Ovası’yla baÄŸlantısını kesmiÅŸ daha sonra yöre sularının dışa akışının kesilmesiyle Van Gölü oluÅŸmuÅŸtur. Yüzölçümü 3.713 km2 olan gölün suyu yüksek derecede alkali -sodalı- (PH 9,8) ve tuzlu (tuzluluk %0,19) dur. Göle çok sayıda dere veya küçük akarsu dökülmektedir. Van Gölü, koy ve körfezleri adaları ve iskelesiyle küçük bir denizi andırdığı için halk tarafından Van Denizi olarak tanımlanmaktadır.

Van Gölü’nde yaÅŸamaya alışmış tek balık türü İnci Kefali (Chalcalburnus Tarichi)’dır. İnci kefali, ilkbaharda sürüler halinde göle akan derelere göç ederek yumurta bırakmaktadır. Bu dönem, dere ağızlarına tuzaklar kurarak rahat bir ÅŸekilde balık avlamak, yöre halkı tarafından bir alışkanlık haline gelmiÅŸtir. Son yıllarda aşırı avcılık ve yağış azlığı nedeniyle derelere gelen suyun azalması, dereler üzerindeki kum ocakları ve vb nedenlerle üreme alanının tahrip edilmesi nedeniyle populasyonunda ciddi azalma görülmektedir. Fakat son yıllarda balığın sürdürülebilir bir ÅŸekilde avlanması konusundaki çalışmalar, gelecek için balığın korunarak tüketileceÄŸi konusunda umut vermektedir.

Anadolu, barındırdığı biyolojik varlıkları nedeniyle dünyanın en önemli bölgelerindendir. Anadolu’nun önemli ve farklı bir parçası olan DoÄŸu Anadolu Bölgesi’nde ÅŸiddetli bir karasal iklim hüküm sürmektedir. Yazları sıcak ve kurak, kışları sert ve soÄŸuktur. Fakat, Van ÅŸehri ve civarı karasal iklim bölgesinde olmasına raÄŸmen arazisinin morfolojisi ve Van Gölü’nün okyanus etkisi nedeniyle iklim deÄŸiÅŸimi göstermekte, bu da bölgenin diÄŸer illerine göre farklı bir ekolojik sistemin ve bitki örtüsünün oluÅŸmasına zemin hazırlamaktadır. Van bölgesi, bu jeolojik, iklimsel, coÄŸrafik ve topoÄŸrafik bakımdan farklılığı nedeniyle çok farklı ve zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Nitekim, Türkiye’nin Önemli Bitki Alanları (ÖBA) projesini yürüten DoÄŸal Hayatı Koruma DerneÄŸi (DHKD) de Van Gölü ve çevresini önemli bitki alanları kapsamına almış bulunmaktadır. Van Gölü’nün güney kıyıları, Erek Dağı, Artos Dağı, Müküs Vadisi, Çatak Vadisi, Norduz Bölgesi, Çuh GediÄŸi, İspir Dağı, Tendürek DaÄŸları, Süphan Dağı, Zilan Deresi, PirraÅŸit Dağı bölgenin önemli bitki alanlarıdır. Bu alanların her birisi bitki zenginliÄŸi ve floristik açıdan ayrı ayrı incelenmeye deÄŸer yörelerdir.

Bölge dağlık bir coğrafi yapıya sahip olduğundan Geofit bitkiler bakımından zengindir. Bu zenginlik, bazen turist adı altında bölgeyi dolaşan bazı yabancılar tarafından toplatılıp yurt dışına pazarlamakta bazen de yerel toplayıcılar yardımıyla köylüler tarafında toplanıp büyük şehirlere satılmaktadır. Örneğin: dondurma yapımında kullanılan, halk arasında salep olarak bilinen ve bir goefit bitkisi olan orkidenin yumruları uzun bir süredir aşırı bir derecede toplanarak satılmaktadır. Bu kaçak söküm nedeniyle, bazı orkide türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya oldukları bir gerçektir.

Oysa ülkemizin de dahil olduÄŸu UNESCO üyesi ülkeler 1972, Paris, Dünya Kültürel ve DoÄŸal Mimarinin Korunmasına Dair SözleÅŸmeyle tarihi yapılar, doÄŸal ve ekolojik sitler, bitki ve hayvan türlerinin korunması ve gelecek kuÅŸaklara iletilmesini kabul etmiÅŸtir. Avrupa konseyine üye ülkeler de 1979, Bern Avrupa’nın Yaban Hayatı ve YaÅŸama Ortamlarını Koruma SözleÅŸmesiyle yabani flora (bitki türleri) ve faunanın (hayvan türleri) korunması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla bu sözleÅŸmeyi imzalamışlardır.

ucretsiz
ucretsiz

1989 Önemli KuÅŸ Alanları (ÖKA) envanterinde Van Gölü’nde ya da kıyısında yer alan ÖKA ÅŸunlardır: Ahtamar (Akdamar) Adası, Horkum Sazlıkları, Edremit Sazlıkları, Çelebibağı Sazlıkları, Van Sazlıkları, Erçek Gölü, Karasu Sazlığı, Sodalıgöl, Arin Gölü, Nemrut Gölü ve Bendimahi Deltası idi. Bunlardan Çelebibağı (350 ha) ve Bendimahi (230 ha) en büyükleriydi, diÄŸerlerinin alanları 5-80 ha arasında deÄŸiÅŸmekteydi. İnce kum ÅŸeritleri sazlıkları gölden ayırmakta ve tatlı su karakterlerini korumalarını saÄŸlamaktaydı. Bu sazlıklarda nesli tehlike altındaki türlerden yaz ördeÄŸi, dik kuyruk ve pasbaÅŸ ve patka gibi nesli tehlike altında ördek türleri önemli sayılarda bu alanlarda yaÅŸamaktaydı. ErçiÅŸ yakınlarında yarımada da nesli tehlike altında olan toy kuÅŸları bulunmaktaydı.

Çıkışı olmayan göle, su girişi, genellikle buharlaşmadan fazla olduğu için göl uzun bir süreden beri değişik hızlarda yükselişini sürdürmektedir. 19. ve 20. yüzyıllarda eskiden yarımada olan bir çok yer, ada haline gelmiştir. Bu nedenle bazı yerleşim merkezlerinin (örneğin Erçiş) göl kıyısından daha içerilerde yeniden kurulması gerekmiştir. 20. yüzyıl boyunca su seviyesi düzenli bir artış göstermiştir. Ancak 1986 yılında, su seviyesi yükselmeye başlayan gölde, 10 yıl içinde 2,16 metrelik bir artış olmuştur. Bunun sonucunda gölün kıyısında kalan sulak alanlar ÖKA yok olmuştur.

Yakın dönemde görülen su seviyesi yükselmeleri, bu sulak alanların Van Gölü’nün sodalı suları altında kalmalarına neden olmuÅŸtur. Küçük sulak alanların büyük bölümü yok olmuÅŸ, Bendi Mahi Deltası ve Çelebibağı sazlıklarında sodalı su bir kilometre kadar içeri girerek bitki örtüsünü tahrip etmiÅŸtir.

 

ucretsiz
ucretsiz